Mayıs 9, 2025
Cumhuriyet Halk Partisi

“Gerçek Özgür”, “Yeni Özgür Özel”i “telef” etmek zorunda

Yazıyı paylaş

“Normalleşme lafına sosyal medyada, orada, burada çeşitli anlamlar yüklüyorlar. Yalan dolan. İstismar ediyorlar. Eksik yaptığım bir tek şey var. Ben Erdoğan’a ya da Sayın Bahçeli’ye hakaret, iftira ya da sokak kavgasında söylenmeyecek sözleri söyleyip; bu milletin siyaset kurumuna güvenini sarsacak, siyasetin itibarını zedeleyecek işler yapmaktan kaçınıyorum. Bunu oldum olası doğru bulmam zaten. O yüzden normalleşme bitti mi meselesine ‘Bitmedi, devam ediyor’ diyorum.”

2024 Kasım’ında bu itidâl dolu cümleleri kuran siyasetçi, CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’den başkası değildi. 2025 Mart’ından itibaren bu sözler yerini çoktan sokak kavgasında söylenmeyecek sözlere bıraktı. 

Sert bir muhalefet anlayışıyla milletin siyaset kurumuna güvenini sarsacak, siyasetin itibarını zedeleyecek işleri yapmaktan kaçınan, bunu da hiçbir zaman doğru bulmadığını daha dört ay öncesinde dillendiren Özgür Özel, sanki bu anlayışın sahibi değilmiş gibi, sokak çağrısıyla birlikte siyasi dilin ivmesini artırarak, söylemlerini yüksek katılımlı bir genel seçimde %52 oy alarak Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Erdoğan’a meydanlarda “cuntanın lideri” demeye vardırdı.

Aynı Özgür Özel, bundan üç sene önce, henüz CHP’nin Genel Başkanı değilken, CHP’li kimi yöneticilerinin, parti tabanından alkış alabilmek için “milli mücadele” ve “Atatürk” sözlerini kullanmalarını “Bu durum kolaycılık ve birbirimizi kandırmadır” sözleriyle eleştirirken, bugün “Ekrem İmamoğlu’na özgürlük” mitinglerini Samsun’dan, tam da eleştirdiği şekilde, içeriğini bolca “Atatürk ve milli mücadele” serpiştirilmiş cümlelerle doldurduğu konuşmasıyla başlattı.

Peki, ne oldu da Özgür Özel aslında pek de inanmadığı ve doğru bulmadığı bir siyaset anlayışıyla hareket etmeye başladı?

Hangi Özgür Özel aslında “Gerçek Özgür”dü?

Bu geçen süre zarfında sizlerle birlikte tansiyonu sürekli yükselen siyasî gündemi takip ederken, bu soru üzerinde uzun zaman düşündüm.

Mart 2019’dan beri sokakların yeni yeni tanıdığı, yerli firmaların “acaba ismimizi boykot listesine alarak bizi zor duruma düşürecek mi” diye korkuyla meydanlarda dinlediği, kurultayda en anti-demokratik yöntem olan blok listeyi savunan, CHP’li bir siyasetçiye hiç yakışık almayacak hakaretâmiz cümleleri yüksek perdeden kuran kişi miydi “Gerçek Özgür?”

Olamazdı, değildi. Artık “Yeni Özgür Özel” vardı.

Kıymetli okurlarımın da takip ettiği üzere, Türkiye’nin tüm siyasi gündemini ve muhalefetin genel seçimlerde iktidar olma hayâlini, yolsuzluk iddiasıyla tutuklu bulunan bir belediye başkanına odaklayan “Yeni Özgür Özel”in bu siyaset anlayışını pek çok yazımda eleştirdim. Ortaya koyduğu yeni siyasi tavrı ve bunun sebep olacağı kamplaşma ikliminin zararlarını ortaya koymaya çalıştım. Birlikte yol aldığı siyasetçilerin, CHP’yi dizayn eden kliğe hizmet ettiğini geçmişten örnekler vererek teker teker anlattım. 

Pek çok yazımda eleştirdiğim bu “Yeni Özgür Özel”, her siyasi hamlesinde, karakterine ve geçmiş siyasi mücadelelerine duyduğum saygının hâlefinde davranıyor, henüz bilinmeyen bir sebepten CHP’nin tarihinde, geleneğinde hiç olmayan bir liderlik anlayışı sergiliyordu.

Oysa bu tuhaf tavırların ve sert sözlerin sahibi olan siyasetçi, benim uzun yıllar boyunca tanıdığım “Gerçek Özgür”e hiç benzemiyordu.

13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği o büyük facia günü… Gazetede son dakika gelişmeleri takip ettiğimiz o karanlık gece telefon açtığımda, “Ece, burada her yer sıralı ceset torbaları dolu. İçlerinde insan var. Hepsinde insan var. Meydanda dizililer. Sabah yaşıyorlardı. Şimdi yeni torba arıyoruz. Aileler torba istiyor beklerken. Ölmemiştir diyemiyoruz. Soğuk hava kamyonları…” diye anlatırken ağlayan, hepimizi ağlatan, sadece o konuşmanın gücüyle tüm gazeteyi 2.5 sene boyunca Soma yazmak için ikna etmemi sağlayan, Soma Araştırma Komisyonu ile birlikte, rapor tamamen doğru çıksın diye ölümü göze alarak, çökme riski olan maden ocağına giren o vicdan sahibi insandı “Gerçek Özgür”.

Benim tanıdığım “Gerçek Özgür” böyle bir siyasetçiydi. CHP’de takip ettiğim diğer siyasetçilere hiç benzemiyordu. Partideki eski tüfek isimler, onu gençlik kollarından gelmediği için CHP’li saymıyor, siyasi geleceğine pek de önem atfetmiyorlardı.

Zaten “Gerçek Özgür”ün de en büyük hayâli iktidar partisinde Grup Başkanvekilliği görevini üstlenmekti. Daha fazlasını düşlemiyordu. Ama ben onun 24. dönem milletvekilleri arasında farklı olduğunu görüyor, daha iyi yerlere gelebilirse ülkenin geleceği için çok daha güzel, verimli işler yapabileceğine inanıyordum.

Kendine mikrofon uzatıldığında yanındaki milletvekili arkadaşını da çağıran, muhabirlere “O da demeç versin, onunla da röportaj yapın” diyerek kendinden önce yakın çevresini ön plana çıkarmaya uğraşan, her insani ilişkisini vefâ ile ören “Gerçek Özgür”, nasıl olurdu da hem yüksek hürmet hem de vefâ duyduğu, onu anahtar listesine almadığında bile “Ben bağımsız Parti Meclisi adayı olursam Genel Başkanıma saygısızlık yapmış olur muyum” diye düşündüğü Kemal Bey’e karşı, Zoom ekibiyle birlikte hareket ederek, arkadan iş çeviren bir biçimde Genel Başkan adayı olabildi?

O gün “Kemal Bey’in listesinin dışından aday olup da örgütün vicdanına teslim olursa, Genel Başkanı’na hürmetsizlik, vefâsızlık yapmış olmayacağına” dair yakın çevresi tarafından ikna edildikten sonra aday olması neticesinde aldığı yüksek oyla listeyi delmek “Gerçek Özgür”e çok yakışmıştı örneğin.

Yine aynı şekilde bir Genel Başkan adaylığı iddiası ortaya koymak istediğinde “Benim de söyleyeceğim sözler var” diyerek Kemal Bey’in karşısına dikilmek, tıpkı Kemal Bey’in yaptığı gibi, “Belediyelerde olanlar sadece belediyecilik yapsın, siyasete karışmasın” diyerek şeffaf bir adaylık süreci yürütmek de “Gerçek Özgür”e yakışırdı.

CHP’yi dizayn eden kliğe hizmet eden Zoom ekibiyle gizli toplantılarda, bugün partiyi mahkemelerde tartıştıran şaibeli bir kurultayda genel başkan seçilmek değil benim tanıdığım “Gerçek Özgür”e yakışan.

Daha saçları simsiyahken, çerçevesiz gözlüklerini çıkarıp kemik gözlükler takmaya başlamışken, Manisa’da “Sen dün CHP’li oldun, kontenjandan gelerek milletvekili yapıldın” baskıları altında savaşırken, il ilçe örgütlerinde siyasi yaşam mücadelesi verirken, gece gündüz çalışarak, doğru bildiklerini anlatarak, yine de kavgadan, gürültüden, o siyasî harp ortamında dahi kaçınarak milletvekilliği önseçiminde birinci seçilen o genç adamdı benim tanıdığım “Gerçek Özgür”.

Bu başarıları Genel Başkanı tarafından da fark edilen, Grup Başkanvekili yapılarak taltif edilen, bu kıymetli vazifede AK Parti başta olmak üzere, tüm siyasi partilerdeki mevkidaşlarıyla ve diğer milletvekilleriyle en sıcak ilişkileri kurabilen, her kavgalı ortamda diyaloğu oluşturabilecek uzlaşma ortamını sağlayan, kulislerin en müzâkereci siyasetçisiydi “Gerçek Özgür”.

Bugün “Yeni Özgür Özel” CHP Genel Başkanı artık. Hepimizin bildiği sokak çağrıları, boykotlar, kamplaşmanın körüklenmesi… Bu kaos atmosferinin mimarı, tüm siyasi hayatına tanıklık ettiğim “Gerçek Özgür” olabilir miydi?

Mümkün değil!

Kimdir Ekrem İmamoğlu? Ondan başka bir gündemi yok Cumhuriyet Halk Partisi’nin.

“Gerçek Özgür”ün işçi gündemi vardı, özgürlük gündemi vardı, Soma gündemi vardı…

Peki, ya bugün?

Sadece İmamoğlu gündemi var.

Üstelik, “Yeni Özgür Özel” o kadar baskın ki, bunu neden yapıyorsa ve her ne amaçlıyorsa “Gerçek Özgür”ü kimsenin görmesine de izin vermiyordu.

Tâ ki, Sırrı Süreyya Önder’in vefatı sonrası AKM’de saldırıya uğradığı ana kadar.

O görüntüleri izlemek tüm toplumun kalbini en derin yerinden yaraladı. Saldırının ardından çok hızlı bir şekilde toparlandı, kameraların karşısına geçti ve oldukça çarpıcı bir konuşma yaptı.

“İşte” dedim, “Uzun zaman sonra şu anda… Tanıdığım, bildiğim, “Gerçek Özgür” konuşuyor”. 

Sayın Cumhurbaşkanı’ndan geçmiş olsun telefonu aldığını söyleyerek, geçen haftaki AK Parti Grup toplantısında “Bakalım Cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li telef olup gidecek” cümlesine atıf yapıyor ve “Bundan sonra telef meselesi üzerine şahsımın söyleyeceği bir şey yok. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘geçmiş olsun’ telefonunu kale alıp o telef sözünün kendi şahsımda bütün muhalif siyaset yapan insanlar için geri alındığını düşünüyorum.” diyordu.

Bu sözlerin asıl anlamını ve taşıdığı değeri, ilk duyduğum anda tam olarak kavrayamadım. Çünkü o sırada saldırganın yalnızca adli bir suçlu olduğu bilgisine sahiptik. Henüz biz gazetecilerin elinde, failin karanlık odakların kullanım alanında olabileceğine dair herhangi bir veri yoktu. Saatler aktı, cümleler kıymetini buldu.

İşte bu konuşmayla “Yeni Özgür Özel”in kat kat duvarlarla yeni kimliğini ördüğü sert taşların arasından sızarak, kendini uzun zaman sonra ilk kez topluma gösteren “Gerçek Özgür”, sözlerinin arasında Sayın Cumhurbaşkanı’na oldukça önemli bir mesaj veriyordu.

Saldırının ne amaçla yapıldığını anlamış, kendini arayanların ve aramayanların hesabını tutarak kimin nerede durduğunu fark etmişti.

Kendine hakaretâmiz lakap takan yazarın bağlı olduğu televizyona konuk olarak katılmış, bu yolla da saldırganın arkasındaki karanlık kliğe meydan okumuş ve parmaklıklar ardından gelen bazı kritik soruların altındaki imâlı “açık oturum yargılamasına” göğüs germişti.

Üstelik meydanlarda “diğer kanalları izlemeyin, bu kanalları izleyin” diye çağrı yaptığı, “doğru bilginin adresi” olarak gösterdiği kanalda başına gelmişti bu durum. Uğradığı hakareti açıkça dillendirmesine rağmen, özür gelmediği gibi, o yazarın ertesi günkü yazısının reklamı da footer banner’da yayımlanarak “gereken cevap” verilmişti.

“Bu süreçle başlayan toplumsal kamplaşmanın Erdoğan’a değil, size oy kazandırdığı anketlerde görülüyor” cümleleriyle başlayan soru görünümlü ama “Yeni Özgür Özel kamplaşma diline aynen devam etsin” temalı olduğu hissedilen manifestolar ve Eski AK Parti milletvekili Sayın Şamil Tayyar’ın kendiyle ilgili bir konuşmasının, yayın akışına uygun olmayan bir şekilde karşısına çıkarılarak “ne düşündüğünün sorgulanması” gibi beklenmedik tuhaflıklar arasında, sürekli ayaküstü değerlendirme yapmak durumunda kaldığı saldırganla ilgili ilk kez uzun uzadıya açıklama yapabilme imkânı varken, ısrarla gündemin değiştirilmeye çalışıldığını da sessizce dinleyerek fark etmişti “Gerçek Özgür”.

Saldırganın ne amaçla gönderildiğini anlıyordu “Gerçek Özgür” ve bu konudaki “amaçlı ve ısrarlı” soruya haklı olarak yanıt vermekten imtinâ ediyordu. Ancak henüz anlamayamadığı en önemli konu, koruma zafiyetinin kendinden kaynaklı olduğuna dair inanç taşımasını sağlamasına yönelik, sistemli olarak maruz kaldığı maniplülasyon ağıydı.

Halkın içinde olmayı tercih ettiği ve sürekli eleştirdiği siyasetçiler gibi etten duvarlar arasında olmak istemediği bilinen bir meseleydi. Fakat, her sabah erken saatte bahçede spor yapan, gittiği şehirlerde kahvehanelere girip köylülerle çay içen, seçmenlerin evlerini ziyaret eden Baykal da “Gerçek Özgür” gibi bu imajdan hoşlanmaz ve kaçınırdı. Yine de korumaları onu olası saldırılardan hep koruyabilmişti. Hem de 90’lı yılların kara bulutlarının arasında! Baykal’a bu rahatlığı sağlayan güvenlik sistematiği, “Gerçek Özgür”ü neden koruyamamıştı?

Ya şikayetçi olduğu Emniyet Müdür Yardımcısı beyefendi aslında bir kumpasın gizlenmesi maksadıysa karanlık bir iftiraya maruz kaldıysa? O rütbeye kadar yükselen bir emniyet mensubu, olası bir saldırı için “protokolda bu kadar yüksek bir yerde bulunan Anamuhalefet partisinin liderinin” aracını otoparka sokmama talimatı almış olsaydı, böyle bir durumda kanuna aykırı emri uygulayacağı için okların hemen kendini göstereceği gerçeğinden bîhaber olabilir miydi? Bu akla yatkın geliyor muydu?

Ya gerçekten araç önce kalabalık ve girilmesi mümkün olmayan bölümden otoparka sokulmaya çalışılarak, saldırıya açık ve saldırganın beklediği mecburi bir yürüme alanına bilerek “içeriden” yönlendirildiyse ve bu hatanın(?) sorumluluğu da Emniyet’e atıldıysa? Olamaz mıydı?

Bundan tam olarak emin miydi “Gerçek Özgür?”

“Gerçek Özgür” ortaya çıktığında bunu en ağır hakaret ve lakaplarla eleştiren yazar, “telef” meselesini konuşurken alelacele “o koruma ekibini savunmamış mıydı?” Bu boşuna olabilir miydi? 

Failin sekiz ay boyunca CHP’li belediyeden yardım almasını tuhaf bulmuyor muydu “Gerçek Özgür” mesela?

O Özgür her şeyi detaylıca araştırırdı eskiden; belediye başkanını arar, daha önce kimlere yardım etmişlerse listesini ister, saldırganın beraber kaldığı farklı cezaevlerindeki koğuş arkadaşlarından başka kimlerin listede yer aldığına bakar, sabaha kadar incelerdi. Şimdi yapabiliyor mu böyle şeyler? Yoksa ekibine mi güveniyor sadece?

“Gerçek Özgür” bir kere ortaya çıktı artık, geri dönüşü zor. Bu saatten sonra elmaları elmaların, armutları armutların yanına koymak, tertemiz bir siyaset dilini inşâ etmek zorunda. 

Hukukun üstünde tahakküm kuran anlayışı reddedecek cesareti gösterip, her kim partinin haysiyetine dokunacak suçlardan yargılanıyorsa “aklan da gel” diyebilecek iradeyi sergilemek, CHP’yi tek gündeme odaklayan siyaset anlayışından kurtarmak zorunda.

Benim tanıdığım “Gerçek Özgür”, “Yeni Özgür Özel”i “telef” etmek zorunda.

Yoksa “telef” olacak tek şey yüz çevirdiği kendi kimliği, kişiliği ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin liderliği gibi bir imkâna sahip olmuşken iyi şeyler yapabilmeye dair kaçıracağı fırsat olacak.

“Telef”le gözden kaçan mesaj

Sayın Cumhurbaşkanı’nın içinde “telef” kelimesi geçen grup toplantısındaki konuşması aslında pek çok önemli başlık taşıyordu. Öyle cümleler kurdu ki, “telef” kelimesine takılamadım bile dinlerken.

Bunlardan en mühimi, “Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, sahtekarlığın partisi, kimliği olmaz. İster İstanbul’da ister başka yerde olsun ortada bir deli dumrul düzeni varsa yargıdan buna göz yummasını kimse bekleyemez. Her kim haramilik yapıyorsa, kimliğine bakmadan hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hesap sorulmasını sağlamak boynumuzun borcudur.” cümlesiydi.

Ve bu cümleden hoşlanmayacak iki önemli grup varsa, bunlardan birinin konumu Silivri, diğerininki de hem devlet hem de İBB ihalelerini ikili oynayarak alan kimi iş insanlarının ofisleriydi.

Arka kapı siyaseti yaparak Başsavcılığın soruşturmasına set koymak isteyen gruplara karşı Sayın Cumhurbaşkanı açıkça tavır almış ve “Her kim ki yolsuzluğa bulaştıysa, Ak Partili, CHP’li demeden gereken işlem yapılacak” mesajını vermiş, yargının bağımsız çalışabilmesi için oldukça önemli bir alan açmıştı.

Ancak kamplaşma siyasetini yeniden ve yeniden üreten klik, bu konuşmadan sadece “telef” kelimesini çekmiş, çıkarmış ve algıyı bambaşka bir alana kanalize etmişti.

“Gerçek Özgür”ün o saldırının ardından “telef sözünün geri alındığını düşünüyorum” açıklamasına hazırlandığı dakikalarda, Silivri’den “Yeni Özgür Özel”e yayımlanan “geçmiş olsun” mesajında, “Ülkeyi idare edenlerin şuursuz biçimde ‘telef etmeyi’ konuştuğu yerde, böyle kendini bilmez alçaklara, provokatörlere gün doğar” denilerek, saldırının oklarının sadağının Külliye’de aranması için özel bir algı oluşturulmaya çalışılmıştı.

Ancak “Gerçek Özgür” bu çağrıya uymadı ve öyle yapmadı. Onun yerine tarihi bir adım attı.

Baykal’ın istifaya zorlandığı gün kurduğu “Pensilvanya’nın samimiyetine inanıyorum” cümlesi ile, “Gerçek Özgür”ün “Sayın Cumhurbaşkanı’ndan gelen telefonla telef sözünün geri alındığını düşünüyorum” cümlesi aynı frekansın cümleleridir.

İki cümle de CHP’yi dizayn eden karanlık kliğin elinden çıkan “Varan 1” saldırılarının ardından kurulmuştur. 

Mafyatik yapılarla hareket ettiği görülen kliğin “Varan 2”yi yapabilme ihtimali de hâlâ masadadır ve bu korkunç ihtimal, milletin kolay kolay saramayacağı bir yarayla baş başa kalmasına neden olabilecektir.

Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in can güvenliği, bir milli güvenlik meselesi addedilerek, önce Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, sonra da MİT Başkanı İbrahim Kalın Beyefendiye emanettir.

Bu konuda gereğinin yapılacağı da Ocak ayından beri özenle ve tutarlılıkla sürdürülen devlet politikalarından anlaşılmaktadır.

Bu güvenliğin temin edilmesinin akabinde, CHP’nin Genel Başkanı’nın kuşanmak zorunda bırakıldığı “Yeni” gömleğinden kurtularak, gerçek kimliğiyle ve kişiliğiyle özgürce siyaset yapabilmesi için ihtiyaç duyulan alanın açılması, tüm siyasi düzenin yeniden normalleşme iklimine girebilmesi için elzemdir.

Bunu önce siyasi tansiyondan yorgun düşen Türk milleti, sonra her bir Cumhuriyet Halk Partili hak etmektedir.


Ece Sevim, 09.05.2025, ecesevim.com

Yazıyı paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir