CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve CHP Grup Başkanvekli Levent Gök’ün Çubuklu’da katıldıkları şehit cenaze töreni sırasında maruz kaldığı linç girişiminden son anda hayatlarını kurtarabilmesi, aklıma 1980 senesinde katıldığı cenaze töreninde üzerine kurşunlar yağan CHP Eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ve cenaze töreninde tabutuna 13 kurşun isabet eden Mehmet Zeki Tekiner’i getirdi.
Nevşehir’de ve Orta Anadolu’da yoksul halkın ve emekçi köylülerin sevgisini kazanan, sol değerler adına verdiği mücadeleden kalbinden yediği kurşunla hayatının sona erdirildiği güne kadar ayrılmayan CHP’li eski milletvekili ve İl Başkanı Zeki Tekiner…
39 yıl sonra bu suikastin ve katliam girişiminin anatomisini incelediğimde, Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişimine benzeyen detayları, hatta devletin refleksinin bile ne kadar benzer işlediğini fark ettim. Ülkücüler tarafından hedef gösterilerek öldürülen Zeki Tekiner’in cenaze töreninde CHP Grubu saldırıya uğradığında bugün olduğu gibi kolluk kuvvetleri müdahale etmiyor, sözlü sataşmaların önüne geçilmiyor ve CHP’lilerin cenazeye katılmaları eleştiriliyordu. Her haliyle siyasi bir organizasyon olduğu belli olan katliam girişiminde CHP liderinin cenaze törenine katılmadan önce bilgi vermediği yalanı emniyet telefonlarında yankılanıyor, devletin televizyonu TRT’de “CHP’lilerin kendilerini yaraladığı” propagandası yapılıyordu.
“Tarih tekerrürden ibarettir” elbette ve biz gazetecilerin toplumsal hafızaya katkıda bulunma görevimizi de anımsatarak sizleri 39 yıl önceye götürmek istiyorum. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na ve şehit cenazesinde saldırıya uğrayan başta Levent Gök olmak üzere tüm CHP Grubuna geçmiş olsun dileklerimi ileterek, bu kez hukuken sorulacak hesabın 40 yıl sürmemesini umut ediyorum.

Tekiner, 1951 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldu. 1955 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Nevşehir İl Başkanlığı görevini üstlendi. 27 Mayıs’ın ardından 1961 yılında Nevşehir il temsilcisi olarak TBMM’de Kurucu Meclis Üyeliği yaptı ve 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında bir hukukçu olarak etkin rol aldı. Muhtelif tarihlerde il başkanlığı yapan Mehmet Zeki Tekiner, 1973’te Nevşehir CHP Milletvekili seçildi. 1977 yılındaki senatör adaylığının ardından öldürüldüğü güne kadar il başkanlığı görevine devam etti.
Nevşehir’de genelde siyasi davalarda ilk adres olarak başvurulan ve bu davaları hiçbir karşılık beklemeksizin üstlenen, Orta Anadolu’nun kanaat önderlerinden olan evli ve üç çocuk babası Avukat Mehmet Zeki Tekiner, 11 Şubat 1980 tarihinde evinde uğradığı silahlı saldırıdan yaralı olarak kurtuldu, 17 Haziran 1980’de şehir merkezinde uğradığı ikinci silahlı saldırı sonucu ise hayatını kaybetti.
18 Haziran 1980 günü Nevşehir’de düzenlenen cenaze töreninde konvoya çapraz ateş açıldı, çok sayıda milletvekili ve vatandaş yaralandı. O gün omuzlarda taşınan Tekiner’in naaşı hedef alındı. İnfial sırasında yirmi dakika yerde kalan tabuta 13 kurşun isabet etti. 19 Haziran 1980 günü ise Ankara, Tekiner’i, içindeki bitmez tükenmez hoşgörü ve sevginin büyüklüğüne yaraşır bir kortejle, son yolculuğuna uğurladı.

NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?
Mehmet Zeki Tekiner gerek Kurucu Meclis üyeliği, gerek milletvekilliği, gerekse uzun yıllar sürdürdüğü il başkanlığı süresince, tabir yerindeyse Nevşehir halkının derdine ilk koşan kişi oldu.
Nevşehir’de sadece sol davaların avukatı olmaktan öte, yoksul köylülerin de davalarına bakan tek avukattı. Öyle ki baro, kendisine başvuran köylüleri davalarına bakması için doğrudan Mehmet Zeki Tekiner’e yönlendirmekteydi.
Sendikal hareketin ve meslek örgütlenmesinin önemine inanan Tekiner aynı zamanda, DİSK’e bağlı sendikaların ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖBDER) üyesi öğretmenlerin avukatlığını üstleniyordu.

İSMİ ÖLÜM LİSTESİNDEYDİ
Her ne kadar onu öldürenler ve azmettiriciler Zeki Tekiner’i, “Nevşehir’deki sol örgütlenmenin elebaşı” olarak tanımlasalar ve cinayeti bu ifadelerle gerekçelendirseler de, mutlaka Zeki Tekiner’in hedef seçilmesinde, Nevşehir halkı ile arasında kurduğu sevgi, saygı ve en önemlisi güvene dayalı ilişkinin rolü çok büyüktü. Çünkü milletvekilliği süresince bile Nevşehir’den ayrılmayan, tüm hukuk birikimini halka yardım için kullanan Tekiner’in olmadığı bir Nevşehir, Tekiner’in karşıtlarınca artık tamamen “ele geçirilebilir” olarak yorumlanıyordu.
Özellikle 1970’li yılların ortalarından itibaren Nevşehir’de ülkücü hareket taban bulmaya ve gelişmeye başlamıştı. Dönemin tanıklarının çeşitli kaynaklardaki ifadelerine göre, Zeki Tekiner, o yıllarda ülkücü hareketin çeşitli illerde hazırlattığı “Ölüm Listeleri”nin Nevşehir bölümünde ilk sıradaydı.

TÜRKEŞ’İN KONVOYUNU DURDURACAK CESARETTE BİR BAŞKAN
30 Haziran 1979 tarihinde Alparslan Türkeş ve MHP konvoyu, Ürgüp Aksalur Kiraz Festivali için Ürgüp’e doğru yol alırken, Avanos’ta konvoy sol görüşlüler tarafından taşlanmıştı. Konvoy Ürgüp Yolu’na çıktığında, Ürgüp’ten bir davadan dönen Zeki Tekiner, Türkeş’in yanındaki resmi koruma polislerinin havaya ateş edip, slogan attıklarına tanık oldu. Bunun üzerine konvoyu durduran Tekiner, resmi koruma polislerine “Siz devletin memurusunuz, devletin silahını bu şekilde kullanamazsınız” diyerek çıkıştı. Alparslan Türkeş’le göz göze gelmelerine karşın herhangi bir olay olmadan konvoy yoluna devam etti.
Bu olayın ertesi günü Avanos ilçesinde bir kahvehane beş ülkücü militan tarafından tarandı ve sol görüşlü bir kişi hayatını kaybetti. Tekiner bu davada maktulun avukatlığını üstlendi. Dava sonucunda sanıklardan Ö.A. yedi ay tutukluluk süresinin ardından 18 Şubat 1980 tarihinde delil yetersizliğinden beraat etti.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın Ülkücü Gençlik Derneği’ni kapatma ihtimaline karşı 9 Mart 1980’de Ülkü Yolu Derneği (ÜYD) kuruldu ve genel merkezi Nevşehir olarak belirlendi. Derneğin kurucusu ise Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu olan Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD)’nin 2. Başkanı, aslen Nevşehirli olan Abdullah Çatlı’ydı. Ülkü Yolu Derneği’nin İç Anadolu Eğitim Sorumlusu Ö.A. idi. Ö.A.’nın Abdi İpekçi cinayetinde Mehmet Ali Ağca ve Mehmet Şener’e yardım ve yataklık ettiği ve onlara pasaport sağladığı iddiaları Nevşehir’de kulaktan kulağa yayılıyordu.
İBRAHİM ŞAHİN GBT BİRİMİNDEYDİ
Dönemin Nevşehir Emniyet Müdürü, ülkücülere yakınlığıyla bilinen H.T., Şubat 1980’de Nevşehir’deki terör olaylarını önleme gerekçesiyle 20 kişilik bir “Vurucu Tim” kurdurdu. Aynı Emniyet Müdürlüğü’nde adı Susurluk’ta da duyulan Özel Harekâtçı İbrahim Şahin, Genel Bilgi Toplama (GBT) biriminde komiser yardımcısıydı. Ö.A., Abdullah Çatlı, Mehmet Ali Ağca ve M.Ş.’nin Nevşehir Emniyeti’nden aldıkları pasaportlarda İbrahim Şahin’in imzası bulunmaktaydı.
Kentte askeri kanatta da ülkücü etki azımsanmayacak ölçüdeydi. Öyle ki, dönemin tanıkları, sol görüşlülere yaptığı işkencelerle anılan ve rütbesini aşan bir yetkiye sahip olduğu iddia edilen Jandarma Yüzbaşı K.Ş. ve Jandarma Alay Komutanı Ö.Ö.’nün taburda Haluk Kırcı, Abdullah Çatlı gibi ülkücü militanların talim yapmasına olanak sağladığını ifade etmekteydi.
CİNAYET NASIL GELİYORUM DEDİ?
Uzun süredir izlenmekte olduğu anlaşılan Tekiner’in evinin kapısı 11 Şubat 1980 günü çalındı. Dış bahçe kapısında üç kişi belirdi. 20-30 metre mesafeden üç farklı “el”den sekiz el ateş edildi ve saldırganların karanlıkta hedefi seçememesi ve yerin eğimli olması nedeniyle kalbine hedef alındığı düşünülecek olan kurşunlar Tekiner’in kasığına ve bacağına isabet etti.
Bu kurşunlar görünen ilk uyarıydı. Tekiner aldığı tehdit mektuplarını ailesinden gizlemiş fakat çevresindekilere yakın zamanda bir saldırıya uğramasının olası olduğunu söylemişti.
VURULDU AMA DEVAM ETTİ
Tekiner’in vurulmasından sonra şehirde bu olayın arazi ihtilafından kaynaklandığı yönünde söylentiler yayılmaya başladı. Hatta bu söylentilerin bizzat Nevşehir Valisi Fevzi Alaloğlu’ndan kaynaklandığı yönünde görüşler öne çıktı. Olaydan sonra huzursuz olan Tekiner’in ailesi, arkadaşları ve partililer ondan bir süre Nevşehir’den uzaklaşmasını istediler. Ancak bunu kabul etmeyen Tekiner, Nevşehir CHP İl Başkanlığı görevine devam etti.
ÖRGÜTÜNÜN KORUDUĞU BİR İL BAŞKANI
Vurulmasının ardından Emniyet Müdürlüğü’nce olayla ilgili yeterince inceleme yapılmamasının yanında, korunması yönünde de hiçbir tedbir alınmayan Tekiner, bir süre sonra ilçe başkanlarının ısrarı üzerine, Nevşehir Valisi Fevzi Alaloğlu’yla görüşmeye gitti. Ancak Vali, olayın siyasi yönünü görmezden gelmekte ısrarcı olunca devletin bu konuda herhangi bir tedbir almayacağını fark eden partililer Tekiner’i mümkün oldukça yalnız bırakmamaya çalışarak kendileri korumaya başladı.
O günlerde Ülkücü Gençlik Derneği Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, 2. Başkan Abdullah Çatlı ve Hukuk Masası Şefi A.K. silahlı eylemleri gerçekleştirmek üzere cezaevlerinden ülkücü militanların kaçırılmasına karar verdi. 1960’lı yılların sonundan itibaren komando kamplarında eğitilen ülkücü militanlar Genel Merkez tarafından oluşturulan ölüm listelerinin tetikçileri olarak çalışmaya başladı. Bunlardan biri de, 1977 Şubat ayı sonlarında polis memuru olduğunu sonradan öğrendiğini iddia ettiği bir şahsı öldürmeye teşebbüsten İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 14 yıl hapis cezasına çarptırılan ve Konya Kapalı Cezaevi’nde yatmakta olan M.O.M’di. 30 Nisan 1979 tarihinde sabah 9 sularında M.O.M, O.Ö. isimli bir başka ülkücü ile birlikte çöp kamyonuna saklanarak cezaevinden kaçarak önce İzmir’e, ardından Ankara’ya gitti. Ankara’da Ülkücü Gençlik Derneği’ne giden M.O.M., Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu ile görüşmek istedi. Yazıcıoğlu ile görüşememesi üzerine “Fatih” kod adlı 25 yaşlarında yetkili bir başka kişi ile görüştürüldü. “Fatih” kod adlı kişi M.O.M.’u Nevşehir’e gönderdi. Bu kişi, ikiye ayırdığı on liranın bir yarısını M.O.M.’ye parola olarak verdi. Bu yarım on lirayı Nevşehir’de Nevşehir ÜGD Başkanı S.B.’ye vermesini ve sonrasında S.B.’nin Genel Merkez’i arayarak paranın seri numarasını teyit ettirmesini söyledi.
GÜN SAZAK’A MİSİLLEME OLARAK ÖLDÜRÜLECEK
1979 Ekim ayında Nevşehir’e giden M.O.M., ÜGD’nin yatakhanesine yerleştirildi. Aynı günlerde yatakhanede “Gökhan Çirkin” kod adlı, adam öldürme, adam yaralama ve bombalama suçlarından birçok ilde aranan ülkücü militan U.C. de kalmaktaydı. Cezaevinden kaçırıldıkları sırada sahte kimliği de hazırlanan M.O.M.’un yeni adı “Şeref Turan”dı. M.O.M., dernekte İl Sorumlusu ve Eğitim Seminercisi olarak görevlendirilen Nevşehir Ticaret Lisesi’nde Türkçe Öğretmeni olan Ö.A. ile tanıştı. Ö.A., U.C. ile M.O.M.’ye kendilerinin kaçak ve cezaevi firarisi olduğunu bildiğini ve bundan sonra onlarla kendisinin ilgileneceğini söyleyince M.O.M. ve U.C. bu tarihten sonra Ö.A.’nın evinde kalmaya başladı.
1980 Haziran ayı başında Ö.A., U.C. ile M.O.M.’ye “Gün Sazak’ın öldürülmesine misilleme olarak solcuların avukatlığını yapan ve Nevşehir’de tüm solu örgütlediği düşünülen Avukat Mehmet Zeki Tekiner’in öldürülmesi” kararının alındığını ve tetikçi olarak da kendilerinin belirlendiğini söylüyordu.

SUİKAST HAZIRLIĞI
1 Haziran 1980 gecesi Ö.A., Abdullah Çatlı’dan alınan arabayla tetikçileri Mehmet Zeki Tekiner’in evinin civarında keşfe götürür. Ertesi gece ülkücü M.Y. ve tetikçilerin de bulunduğu Ö.A.’nın evine, derneğin silah sorumlusu ülkücü militan B.Ü. gelir. B.Ü.’nün yanında 2 adet 7.65 mm tabanca, 1 adet 14’lü ve 1 adet “kasalı” tabir edilen gestapo tipi tabanca vardır. Tabancalardan 14’lü M.O.M.’ye 7.65 mm tabanca ise U.A.’ya verilir. Ertesi gün bu iki tetikçi şehir merkezinde bir ev kiralar ve Ö.A. onlara Adliye civarında Zeki Tekiner’i göstererek, vuracakları kişinin o olduğunu belirtir. Cinayetin bir an önce gerçekleştirilmesi talimatına karşılık, tetikçiler uzun süre görevi yerine getiremezler. M.O.M.’nun 29.05.1981 tarihli ifadesinde o günleri şöyle anlatır:
“Gerçekten Zeki Tekiner’i birkaç kez gördük. Belki durum daha müsaitti. Fakat aramızda konuşmamıza rağmen gerek benim ve gerekse Gökhan Çirkin’in, öldürmek pek içimizden gelmiyordu. Ancak talimatı almamızdan uzun süre geçmişti ve Ö.A. bizi sürekli sıkıştırıyordu. Talimatı aldıktan sonra da geri dönmek ve yapmamak mümkün değildi. Korkulduğu, becerilemediği şeklinde yorumlanabilirdi. Her gün gittiği yeri tespit etmek ve peşinde dolaşmak bıkkınlık vermişti. Her ne kadar Ö.A. ‘Bu işi bitirin, fakat olay yerinden yakalanmadan kaçın, ondan sonrasına karışmayın’ demişse de anlattığım gerginlik sebebiyle nerede ve ne zaman olursa olsun bu işi bir an önce bitirmek, yakalanmamız pahasına da olsa bu işi yapmak üzere karar aldık. Olay günü kahvede otururken G.Ç.’nin gelerek Zeki Tekiner’in dükkana girdiğini söylemesi üzerine hemen hareket ettik.”
17 Haziran günü, Zeki Tekiner’in, o sırada bakkalda bulunan ve ona adeta siper olan Yavuz Yükselbaba ile birlikte öldürmesinin ardından Nevşehir’de artık süreç tamamlanmış, “elebaşı”nın öldürülmesiyle seçilmiş bir Orta Anadolu kentinde yürütülen zorlu sol mücadelenin sonuna gelinmişti.
SUİKAST ANI
Mehmet Zeki Tekiner, 11 Şubat 1980 tarihinde evinin bahçesinde uğradığı silahlı saldırıdan yaralı olarak kurtulmasından 4 ay kadar sonra, 17 Haziran 1980 sabahı Ürgüp’e gitmek üzere yola çıktı. Bu sırada takip edildiklerini fark eden taksi şoförü Tekiner’i uyardı ve yöreyi iyi bilmesi sayesinde izlerini kaybettirdiler. Öğleden sonra Nevşehir’e dönen Tekiner saat 17.00 sularında CHP Nevşehir Merkez İlçe Yöneticisi olan ve aynı zamanda bir bakkal dükkânı işleten Yavuz Yükselbaba’nın dükkânına gittiler.
SİVİL POLİS TETİKÇİLERE MÜDAHALE ETMEDİ
Dükkânda o sırada üç arkadaşının yanı sıra dokuz ve on beş yaşında iki de çocuk vardı. Dükkânın en arka tarafına oturan Tekiner arkadaşlarıyla sohbete başladı. Yakındaki kahvehaneden çay istendi ancak her zamankinin aksine birkaç kez istenen çay bir türlü gelmedi.
Bu esnada içeri iki kişi girdi ve dükkân sahibi Yavuz Yükselbaba’ya “Sigara” diye bağırarak silahlarını çıkardılar. Tetikçilerden M.O.M. Tekiner’e ateş ederken, diğer tetikçi U.C. olaya müdahale etmek isteyen Yükselbaba’nın başına iki, göğsüne bir el ateş etti.
Oturmakta olan Tekiner’in ilk kurşun göğsüne isabet ederken, yere düşmesinin ardından her iki bacağına ve kasığına olmak üzere üç isabet daha aldı. Yavuz Yükselbaba o anda hayatını kaybetti.
Ellerinde silahlarıyla şehir merkezinde bulunan bakkal dükkânından çıkan tetikçiler Ülkü Yolu Derneği’ne doğru yürüyerek olay yerinden uzaklaştılar. Caddede bulunan kalabalığın içinde olan ve Tekiner’i hastaneye götüren tanık, olay sırasında bir sivil polisin de orada olduğunu ve olayı izlediğini söyleyecekti. Gerek sözü edilen sivil polis gerekse olaya tanıklık eden kalabalık arasından kimse tetikçilere müdahale etmedi. Olay ikisi çocuk dört kişinin gözleri önünde gerçekleşti. Yaralı olan Tekiner, yürüyerek dükkândan çıktı ve mezkûr tanık tarafından Nevşehir Devlet Hastanesi’ne götürüldü.
SADECE JİNEKOLOG VARDI
Tekiner, “Dikkatli ol, ölmediğimi anlarlarsa takip ederler ve yine gelirler. Bunlar beni ilk vuran kişiler” diyerek tanığı uyardı. Tekiner hastaneye vardığında üst kata yürüyerek çıktı ve sedyeye yattı. Günlerden Salıydı; hafta içi ve saat 18:00 olmasına karşın hastanede alışıldığın dışında genel cerrah bulunmuyordu ve Tekiner’e ilk müdahaleyi bir kadın doğum doktoru yapmıştı. Ancak Mehmet Zeki Tekiner, vücuduna isabet eden dört kurşundan bir tanesinin kalbine denk gelmesi ve aşırı kan kaybetmesi nedeniyle kurtarılamadı.
Şehir merkezinde olmalarına ve civarda sürekli polis bulunmasına rağmen o gün olayın gerçekleştiği bakkal dükkânına polis çok geç gelmişti. Olayın 9 yaşındaki görgü tanığı çocuk, amcası Yavuz Yükselbaba’nın kanlar içindeki cesedinin uzun süre, üzeri bile örtülmeden yerde beklediğine ve kim olduğu bilinmeyen sivil bir aracın gelerek cesedi battaniyeye sararak götürdüğüne şahit oldu.
Olay günü Nevşehir Emniyetindeki bir başkomiser, polis ekibini “yanlış” yönlendirerek, tetikçilerin aslında gittikleri yönün aksine -tam ters yöne- Göre yoluna doğru kaçtıkları bilgisini verdi. Tetikçiler dört gün şehir merkezinde kiraladıkları evde saklandı, bu süre zarfında ihtiyaçları Ö.A.’nın talimatıyla Ülkü Yolu Derneği tarafından karşılandı.
Olayın tanıklarından biri tetikçilerin Nevşehir’deki ülkücü öğretmenlerden birinin evini kiraladıklarını ve o evde saklandıklarını defalarca emniyete bildirmesine karşın güvenlik güçlerini ikna edemediğini söyledi Dördüncü günün sonunda tetikçiler Ö.A. tarafından Hacıbektaş’a bağlı Avuç Köyü’ne kaçırıldı, orada M.D.B.’nin evine yerleştirildi ve daha sonra yine Ö.A. tarafından arabayla alınarak Kayseri’ye kaçırıldı.

ECEVİT’E LİNÇ GİRİŞİMİ
18 Haziran 1980 günü, Tekiner ve Yükselbaba’nın cenaze namazları Nevşehir Kurşunlu Cami’de kılınacak, Yükselbaba Nevşehir’de defnedilecek ve Tekiner’in naaşı Meclis Töreni yapılmak ve Ankara’da defnedilmek üzere yola çıkarılacaktı.
O gün CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve 100’ün üzerinde milletvekili ve senatör cenaze için Nevşehir’e gelmişti ve CHP örgütü tarafından İçişleri Bakanlığı’na bir gün öncesinden cenaze törenine katılım ile ilgili bilgi verilmişti.
Nevşehir’e gelen konvoy şehre girer girmez otobüslere doğru sözlü saldırılar ve ardından bir taş yağmuru başladı. Otobüslerin camları kırıldı, ancak kimse olaylara müdahale etmedi.

Otobüsler bu halde cenazeleri almak üzere hastanenin önüne geldi. Bekleyen kalabalığa Genel Başkan Bülent Ecevit bir konuşma yaptı. Ecevit konuşmasında tüm Nevşehirlilere başsağlığı diler ve Zeki Tekiner’in; Türk halkının mutluluğu uğrunda, barış uğrunda, özgürlük uğrunda verdiği mücadeleden yıldırmak isteyenlerin saldırısına uğradığını belirtti.
Ecevit, “Ulusun bir bölümünü düşman ilan edenler, kendi ulusunun insanlarını öldürtenler bu ulusun dostları olamazlar… Biz ölülerimizin başında bile kinden, intikamdan söz etmeyiz. Yüreğimiz kanasa da ağlarken kimseye düşmanlık gütmeyiz. En yaslı günümüzde de düşmanlıkların kurbanı olan sevgili arkadaşlarımızın cenazeleri başında da ancak dostluk çağrısında, sevgi çağrısında bulunuruz. Çünkü biz insan severiz. Çünkü biz Türk ulusunu severiz…” dedi.
Ecevit’in konuşmasının sona ermesinden sonra cenazeler, cenaze namazının kılınması için camiye götürülmek üzere omuzlara alındı. Kortej, Cumhuriyet Caddesi’ne çıktığında, Çatlı’nın 1980’de kurduğu Ülkü Yolu Derneği’nin olduğu sokakta hakaret ve nefret dolu sloganlar atan 50-60 kişilik bir grupla karşılaşıldı. Grubun bulunduğu sokağın tam karşısında, inşaat halinde olan yedi katlı bir binadan ve onun karşısındaki TEK binasının çatısından cenaze konvoyuna otomatik silahlarla çapraz ateş açıldı, bir yandan da taşlı sopalı saldırı yeniden başladı. Beşi milletvekili olmak üzere dokuz kişi yaralandı.

Çatışma sırasında Muş Milletvekili Burhan Garip Şavlı kalçasından ve Gençlik Kolları Genel Sekreteri Mustafa Kemal Tekin ayağından kurşunla, milletvekillerinden Burhan Ecemiş, Hayri Mumcuoğlu ve Mukbil Abay taş ve darp sonucu yaralanırken, Yücel Akıncı ise sırtına aldığı darbe sonucu omuru kırılarak bir çukura atıldı.
O güne tanıklık edenler, katliam girişimi sırasında cenazenin acısını daha da derinleştiren bir başka tabloyla karşı karşıya gelmişlerdi. Tekiner’in Türk Bayrağı’na sarılı naaşı, 20 dakika kadar yerde kalmış ve çapraz ateşe tutulan tabuta 13 kurşun isabet etmişti. Tekiner, 18 Haziran günü tekrar tekrar öldürülmek isteniyordu. Ecevit gördüğü manzara karşısındaysa şöyle bağırıyordu: “Vurun, beni de vurun kalleşler!”
YARLILARI TAŞIYAN ARACA TAŞLI SALDIRI
Saldırılar sırasında yaralananlar Nevşehir Devlet Hastanesi’ne götürüldüğünde hastanede hafta içi ve öğle saatleri olmasına karşın, diş hekimi haricinde doktor bulunamadı. Bunun üzerine yaralılar bir araca bindirilerek Ankara’ya gönderilmek istenildi. Şehrin çıkışında yaralıları taşıyan araca da taşlı saldırılar devam etti.
Ecevit olayları anlatmak ve Başbakanı aramak üzere vilayete geldiğinde telefonların da çalışmadığı görüldü. Nevşehir’in diğer kentlerle bağlantısı tamamen kesilmişti. Bir süre sonra telefon hattı açılmıştı, ancak bu kez de Başbakan Ankara’da bir türlü bulunamamıştı. Ecevit, Başbakan Demirel’in özel kalem müdürüne Nevşehir’de can güvenliği olmadığını, beş milletvekilinin yaralandığını ve buraya yeterli devlet desteği gelmeden Nevşehir’i terk etmeyeceğini bildirdi. Bir saat geçmesine karşın Başbakanlık’tan bir haber gelmeyince Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’i aradı ve bu görüşme sonrasında Kayseri Hava İndirme Tugayı’ndan 500 komando Nevşehir’e gönderildi.

ECEVİT: “DEVLET İNŞA EDİLENE KADAR NEVŞEHİR’DEYİZ”
Aradan bir buçuk saat geçtikten sonra Başbakan Ankara’da nihayet bulunabildi ve Ecevit mevcut durumu kendisine aktardı. Telefonu alan Nevşehir Valisi ise olayların abartıldığını söyleyince Ecevit tekrar telefonu alıp, Valinin bu teşhisleriyle can güvenliğinin sağlanamayacağını belirtti. Başbakan’a “Nevşehir’de devlet yoktur. Buradaki Vali asayişi sağlayamamaktadır. Nevşehir’den devletin inşası sağlanana kadar ben CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve milletvekillerim Nevşehir’i terketmeyeceğiz” sözleriyle çıkıştı.
Bu sırada bir grup partili camiye giderek cenaze namazlarının kılınmasını sağladı. Yavuz Yükselbaba defnedildikten ve şehirde güvenlik sağlandıktan sonra milletvekilleriyle birlikte Tekiner’in ailesi saat 19.20’de Nevşehir’den ayrıldı. Civar illerden cenazeye katılanlar geri dönmek için garaja gittiklerinde otobüs bulamadı, otobüs sahiplerinin tehdit edilerek halkı taşımaları engellendi.

“Kendi milletinin bir bölümüne düşmanlık edenler milliyetçi olamazlar”
Ertesi gün, 19 Haziran 1980’de Mehmet Zeki Tekiner’in cenazesi için ilk tören yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara’da CHP Genel Merkezi’nin önünde saat 10.30’da yapıldı. Çevre Sokak’tan Cinnah Caddesi’ne kadar hınca hınç dolu olan partililere Ecevit burada da bir konuşma yaptı:
“Nevşehir CHP İl Başkanı değerli ve yürekli arkadaşımız Zeki Tekiner’i yitirmiş bulunuyoruz. Kendisi uzun yıllar, bir CHP’li olarak, Kurucu Meclis üyesi olarak, Milletvekili olarak, İl Başkanı olarak Türkiye’de özgürlüğün yaşaması, demokrasinin güçlenmesi ve ülkemize barış gelmesi için mücadele verdi. Ve bunlar uğrunda sonunda Zeki Tekiner canını verdi. Allahtan kendisine rahmet dilerim. Zeki Tekiner’i öldürenler, bir anayı evladından yoksun bıraktılar, bir anayı da eşinden yoksun bıraktılar, üç küçük yavruyu babalarından yoksun bıraktılar. Ailelerini, bir aileyi değerli evlatlarından yoksun bıraktılar. Nevşehirlileri ise kendilerinin özgürlüğü için, insanca yaşamak hakkı için ve Nevşehirlilerin, Türk halkının can güvenliği için uğraş veren yürekli bir hemşerilerinden ayırdılar. Zeki Tekinerimizi ve onun değerli mücadele arkadaşı, partili arkadaşı, partili arkadaşımız Yavuz Yükselbaba’yı da öldürdüler. Onları öldürenlerle birlik olanlar dün, cenazelerin kaldırılmasına bile engel olmak istediler. Türk bayrağına sarılı tabutlar üstüne ve onları camiye taşıyanların üstüne ateş açtılar. Milletvekillerimiz, senatörlerimiz ve bir gencimiz yaralandı… Düşman uluslar bile birbirlerinin cenazesine olsun saygı gösterirler. Dün Nevşehir’de cenaze töreninde yaratılmak istenen durum, işgal altındaki ülkelerinde bile görülmeyecek durumdu. Kendi milletinin bir bölümüne düşmanlık ilan edenler milliyetçi olamazlar. Kendi dindaşlarının cenazesine ateş edenler dindar olamazlar…”
Ecevit’in bu konuşmasının ardından CHP Genel Merkezi’nden TBMM’ye büyük bir cenaze korteji polis korumaları eşliğinde yürür, saat 11.00’daki Meclis Töreni’ne CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı Turhan Feyzioğlu dışında diğer parti temsilcileri ve Başbakan Süleyman Demirel katılmadı. Törenin ardından Tekiner’in naaşı Ankara Cebeci Mezarlığı’nda defnedildi.
TRT, KATLİAM PROVASINA “CHP HATASI” DEMİŞTİ
TRT’nin Ana Haber Bülteni’nde tüm bu cenaze olayları, CHP yöneticilerinin bir hatası olarak verildi. Haberde, Nevşehir Valisi Fevzi Alaloğlu, ilk ateşi milletvekillerinin açtığını ve inşaat halindeki bir binadan kalabalığın üzerine ateş açıldığı yolunda herhangi bir ize rastlanmadığını bildirdi.

Vali, CHP milletvekillerinin kendi kendilerini yaralamış olabileceğini söyleyecek kadar ileri gitmişti.
İÇİŞLERİ BAKANINDAN “CHP’Lİ VEKİL ATEŞ ETTİ” YALANI
Bu arada Ankara’da parti yetkilileri olaylar hakkında bir basın duyurusu yayınlayınca, bunun üzerine İçişleri Bakanı Mustafa Gülcügil Meclis’te şu açıklamayı yaptı:
“Camiye giderken CHP Çanakkale Milletvekili ateş etti. Bunun üzerine halk arasından ateşe cevap verildi. Devleti aradığı zaman devlet Ecevit’in yanındaydı.”
Sözü edilen milletvekili CHP Genel Sekreter Yardımcısı İmadettin Elmas’tı; ancak sonrasında yapılan balistik incelemeler sonucu Elmas’ın silahının hiç ateşlenmediği saptanacaktı.
Fotoğraflar: Toplumsal Bellek Platformu
Kaynakça: Çağdaş Ses Arşivi, Milliyet – Cumhuriyet Arşivi, Orhan Tüleylioğlu – Bu Kan Kurumaz
