Nisan 7, 2025
Cumhuriyet Halk Partisi

Demokrasiye 5 kala: CHP’nin olağanüstü kurultayının şifreleri

Yazıyı paylaş

6 Nisan’da yapılan 21. Olağanüstü Kurultay, Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde bir dönüm noktası olarak kayda geçti.

Özgür Özel’in yüksek bir oyla yeniden genel başkan seçilmesi, Parti Meclisi listesinin firesiz geçmesi, Berhan Şimşek’in ise sürenin beş dakika geç kaldığı gerekçesiyle aday olamaması…

Tek adayın ve onun tek listesinin seçilmesi meselesi, kulağa CHP içinde bir bütünlük varmış gibi yankılansa da, bizi çok daha önemli bir meseleyle yüzleştiriyor: Demokrasi kültürümüz.

Cumhuriyet Halk Partisi, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde yürüyen, cumhuriyeti, halkı ve demokrasiyi adıyla özdeşleştirmiş bir partidir. Bu nedenle CHP’de yürütülen her sürecin, yalnızca yasalara ya da parti tüzüğüne değil; ilkelere, adalete ve vicdana da uygun olması beklenir. 

Demokrasi, yalnızca sandığa atılan oy değildir. Demokrasi, aynı zamanda bir adayın söz söyleme hakkını savunabilmektir. Kendi içinde çoğulculuğu, farklı seslerin varlığını ve eşit rekabet koşullarını sağlayamayan bir yapı, ülkeye demokrasi vadederken ikna edici olabilir mi?

Kılıçdaroğlu, İnce’ye imza verdirmişti

Daha birkaç yıl önce, İnce aday olmak için imza toplarken, Kılıçdaroğlu “Arkadaşlarımız Muharrem Bey’e imza vererek sürece katkı sunsun” diyen bir anlayışı ortaya koyuyordu.

Bu kıymetli anlayış, yerini dakikalarla sınırlı bir prosedürcülüğe mi bıraktı? Oysa CHP, sadece sonuçlarla değil, süreçlerle de örnek olmalıydı.

CHP’nin gücü, her şeyin önceden planlandığı “blok listeler” değil; çarşaf listelerde yarışan, farklı görüşleriyle birbirini zenginleştiren kadrolardır.

Parti içi yarışa tahammül etmeyi bıraktığımızda, kendimize şunu hatırlamamız gerekiyor: “Biz buraya nasıl geldik?”

Özel de Kılıçdaroğlu’nun listesini delmişti

Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesine girememiş, yine de aday olmaya cesaret etmiş ve delegelerin de taltifini alarak Kılıçdaroğlu’nun listesini delmişti.

2014’teki iki günlük yorucu kurultay maratonundan zaferle çıkmış, 12 kişilik gönüllü ekibiyle bu fotoğrafı çektirmişti. Acaba en zor zamanında yanında olan bu isimlerden bugün kaçı kendisiyle birlikte?

Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’nun listesini delerek PM’ye girdiği 2014 kurultayından bir kare. Özel, kendisine destek olan 12 kişilik gönüllü ekibiyle hatıra fotoğrafı çektiriyor.

O günkü kurultay çarşaf olmasaydı ya da Özel, delegelerden oy dahi isteyemeyeceği küçücük bir salonda, PM üyeliği için yarışsaydı, Kılıçdaroğlu’nun listesini delebilir miydi? Bugünkü siyasi kariyerine sahip olabilir miydi?

Muhtemelen hayır. 

Siyasette çok kullanılan söz vardır: “Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu.”

Özgür Özel demokrasi sınavını verebildi mi?

Kişilerin ötesinde, demokrasinin içselleştirilmesinden söz ediyorum. Kurultay’dan bir gün önce Özgür Özel’in en önemli demokrasi sınavını vereceğini yazmıştım.

Örgütün ve basının izleyemediği bir salon, zamanında tamamlanamayan bir kurultay, tek adaylı seçim ve firesiz bir PM seçimi. Ben Özel’in bu sınavı hakkıyla verdiğini düşünmüyorum. 

Blok liste beklentisiyle bir güne sığdırılmaya çalışılan kurultay, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’na yakın delegelerce ısrar edilerek çarşafa döndürüldü. Neyse ki bu oldu da tarihi bir hatadan dönüldü.

Ancak Özel, kendi topladığı kurultayda “blok liste önergesi vermesin” diye ikna edilmek durumunda kaldı. “Demokrasiyi içselleştirmiş bir siyasetçi”, ikna edilmeye gerek kalmadan, en başından çarşaf demeliydi.

Çoğulculuk sınavından geçilemedi

Berhan Şimşek’in adaylığına imkân verilmemesi bir şahsın kişisel kaybı değil; partinin çoğulculuk sınavında bir kırık notudur. Bu tavır, yalnızca Şimşek’e değil, ona oy vermeyi düşünen delegelere, yani partinin demokratik unsurlarının yarışma imkânına da kapıların kapatılmasıdır.

Tek adaylı bir seçim “bütünlük ve başarı” hikâyesini değil, demokrasinin yok oluşunu anlatır, duymayı bilen kulaklara.

Makul olan birden fazla adayın çıkması ve oyların dengeli dağılmasıdır. Böylece her fikir kendine ifade olanağı bulur, kişilerin despotlaşmasının önüne denetim mekanizmasıyla geçilir.

Siyasetçi, kolay bir şekilde etten duvarlarla örülebilir, insan daha ne olduğunu anlayamadan kendini “hep doğru şeyler söyleyen tek adam” ilizyonuyla karşı karşıya bulabilir. Çoğulculuk bunu önleyen yegâne değerdir, sahip çıkılmalıdır.

Erdoğan’a karşı “Bizim partimiz sizinkine benzemez, bizde çok aday ve çok ses vardır” denilebiliyorsa, bunun altının da doldurulması gerekir. 

CHP’nin çoğulcu geleneğinden uzaklaşıp monoblok bir anlayışa savrulması, parti içi demokrasiyi zedeliyor.

Monoblok yapılarda mevcut genel başkanın karşısında zaten aday çıkamaz. İmza vermek bile tasfiye edilmek demektir. Şu anda Berhan Şimşek’e imza veren bazı delegeler “Aman, ismimizi açıklamasa bari” diye düşünüyorlardır muhtemelen.

Mesele Berhan Şimşek değildir. Daha ağır toplardan söz edeceksek Kemal Kılıçdaroğlu ya da başka bir potansiyel genel başkan adayı da değildir.

Bugün tüm toplumda ihtiyaç duyduğumuz yegâne anlayış, tek seslilik değil; ahenkli bir çok sesliliktir.

Eleştirinin dışlandığı değil, değer gördüğü bir yapıdan söz ediyorum. Kırmadan, küstürmeden ilerleyen bir yol.

Unutmayalım: CHP’nin tarihi, sadece kazananların değil; haksızlığa uğrayanların da omuzlarında yükselmiştir.

CHP’nin gerçek gücü, örgütün kendini ait hissettiği o geniş demokrasi çadırındadır. Bu çadırı daraltmak, yalnızca partinin geleceğini değil; Türkiye’nin de umudunu daraltır.

Deniz Baykal’ın “unutulması” kalpleri kırdı

Deniz Baykal’ın isminin başta anılmaması, sonradan eklenmesi ise, siyasi bir gaf olmaktan öte, hafızaya, emeğe, sadakate dair bir eksiklikti. 

Deniz Baykal’a dair herkesin aynı fikirde olması beklenemez. Baykal dönemindeki blok listeli ve tek adaylı kurultayların ne kadar renksiz ve heyecansız olduğunu hepimiz hatırlıyoruz!

Ama 1 Mart tezkeresinde ortaya koyduğu tavır için dahi bu vefasızlığın gösterilmemesi gerekirdi. Partinin hafızasıyla özdeşleşmiş bir genel başkanın, vefatından bu kadar kısa süre sonra kurultayda unutulması, partililerde derin bir kırgınlık yarattı. 

CHP, sadece bugünün değil, geçmişin de partisidir. O geçmişi yok saymak, yalnızca rakamlarda değil, vicdanlarda da eksiltir bizi.

CHP’de vefa sorunu ne zaman bitecek?

Vefasızlık, ne yazık ki uzun süredir CHP’nin yakasını bırakmıyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana CHP’nin içindeki en derin yaralardan biri ahde vefa eksikliği oldu.

Mesela Özgür Özel kürsüde dedi ki:

 “81 ilde, 973 ilçede baba ocağının bacasını tüttürenlere, çayını demleyenlere, o baca tütsün diye o ocağa odun çekenlere… Yarım asırdır iktidar yüzü görmese de partiyi omuzlayan, taşıyan, aynı yolu yürümekten onur duyan cefakar, vefakâr örgütümüze selam olsun.”

Parti üyeleri bu sözleri gözleri dolarak alkışlayabilirlerdi. Ama o sözlerle onurlandırılan insanlar, yani o partiyi yıllardır sırtında taşıyan emekçiler, o gün Kurultay salonunda yer alamadıkları için bu sözler sadece söz olarak kaldı.

Kurultayda olmayan bir isim daha vardı: Ekrem İmamoğlu. Afişleri salondaydı, boş sandalyesi de öyle. Ama kendisi cezaevindeydi. 

Daha birkaç hafta önce Cumhurbaşkanı adayı yapılırken, ortaya atılan “Dayanışma Sandığı” fikri, sadece CHP’liler arasında değil, AKP’liler dahil toplumun geniş kesimlerinde de “iyi fikir” olarak karşılık bulmuştu.

Hatta o dönem İmamoğlu bile cezaevinden yaptığı açıklamada, “Dayanışma Sandığı fikrini bulan tüm yol arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” demişti.

Bu açıklama bana başından beri ilginç gelmişti. Madem bu fikir bu kadar benimsendi, üzerinden politika geliştirildi, toplumun büyük bir kısmında yankı buldu… O zaman bu fikrin bir sahibi olmalıydı. Acaba kimdi?

Biraz  internet ortamında araştırınca gördüm ki, bu fikri sahiplenmeye çalışan kimi kişiler olsa da, gerçek sahibi CHP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’dı.

Oran, bu fikri Şubat 2018’de yayımladığı “CHP Ayağa Kalkmadan İktidar Bloğu Yerine Oturmaz! – Değişime Tüzükten Başlamak” başlıklı broşürde ortaya koymuştu.

Cumhurbaşkanı adayının tek bir kişinin kararıyla değil, hem CHP üyelerinin hem de parlamenter sisteme dönmek isteyen yurttaşların oyuyla belirlenmesini önermiş, bu fikri de yıllardır istikrarlı şekilde savunmuştu.

Şimdi sormak gerekiyor:
Bu kadar etkili, bu kadar kabul görmüş ve CHP’nin mevcut Cumhurbaşkanı Adayının kitlelere ulaşmasında bu kadar kritik bir rol oynamış bir fikrin sahibine, CHP yönetimi tarafından herhangi bir teşekkür iletilmiş miydi?

Zannetmiyorum.

Ve galiba 21. Olağanüstü Kurultayını değerlendirmeye devam etmek için bize yol çizen diğer önemli kavram da burada ortaya çıkıyordu:

Vefasızlık.

CHP’ye çağrı heyetinin atanması ihtimâli hâlâ yüksek

Kurultayda bir diğer dikkat çeken şey de, Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin ne kadar etkisiz kaldığıydı. Kılıçdaroğlu bu kurultayda aday olmayacağını “çalanların yüzüne tükürülür ve ben çalmadım” sözleriyle açıklamıştı.

Bu sözler, görevi vekile devreden İBB Başkanı İmamoğlu ve kimi belediye yetkilileri yolsuzluk şüphesiyle tutuklanmışken, parti içine bir mesaj olarak yorumlandı.

Partiye çağrı heyetinin atanması gibi ciddi bir tehdit gündemdeyken, kurultayda aday olarak şaibe iddialı kurultayı meşrulaştırmak istemediği ortadaydı. 

Üstelik İstanbul İl kongresinin iptal ihtimali o kurultayın iptalinden daha yakın görünüyor. Çünkü son haberlerde gördüğümüz kadarıyla dosyaya giren oldukça somut deliller ve “ben yaptım, ben aldım” diye net ifade veren şahısların itirafları dahil olmuş.

Çağrı heyeti atanması tam da bu nedenle hâlâ büyük bir tehdit. Ama bu tehdide karşı Özgür Özel cephesinden hâlâ kimseyi rahatlatacak net bir açıklama gelmiş değil.

Kurultayda muhalefet cephesi ne durumdaydı?

Peki ya Kılıçdaroğlu’na yakın isimler? Onlar da bu süreçte ne güçlü bir çıkış yapabildiler ne de listede varlık gösterebildiler. Hatta bırakın listeye isim sokmayı, kendi istemedikleri isimleri bile dışlayamadılar.

Mesela Gökhan Zeybek.. “Yüzüne tükürülür” açıklamasının ilk sahibiydi. Sosyal medyada kendisine karşı oldukça büyük bir tepki vardı. En az oy alarak PM’ye girenlerden biri olsa da ben liste dışı kalmasını bekliyordum. 

Çarşafta bazen adayı kazandıramadığın yerde adayı çizmek gerekir ve bu organize yapılır. CHP’nin kurultaylar tarihi boyunca bu böyledir. Belki de eskisi kadar kurt siyasetçi kalmamıştır parti içinde.

Önder Sav bile kurultayın ne kadar demokratik olduğunu anlatıyordu fuaye alanında. Siz onu bir de muhalif olduğunda görün! Genel Sekreterlik makamı “Önder Sav’lık makamı” olarak anılıyordu bir dönem, ki pek de boşuna değildi.

Ezcümle, Kılıçdaroğlu’na yakın isimler kurultayda birlik ve beraberlik görüntüsü veremediler. Muhalifler bir araya gelerek planlama, uygulama stratejik ortak hamleler yapamadılar. Ve firesiz bir PM’nin geçmesine katkı sundular.

Kılıçdaroğlu’na yakın milletvekilleri bilmecesi çözüldü

Kurultayda dikkat çeken bir diğer detay ise bazı sandıklardaki geçersiz oylar oldu. Özgür Özel’e oy kullanılan 2, 3 ve 4 numaralı sandıklarda toplam 22 geçersiz oy vardı. Bu sandıkların özelliği, milletvekillerinin oy kullandığı sandıklar olmasıydı. 

Uzun süredir kulislerde “Kılıçdaroğlu’na yakın bazı milletvekilleri hâlâ parti içinde etkili” deniyordu ama sayıları net değildi. İşte bu geçersiz oylar, artık o sayının netleşmesini sağladı.

Görünen o ki, Kılıçdaroğlu’na yakın ve organize hareket edebilen bir vekil grubu var. Bu grup ileride Meclis’te nasıl bir pozisyon alacak, hep birlikte göreceğiz.


Ece Sevim, 07.04.2025, ecesevim.com

Not: Bir sonraki yazımda Özgür Özel’in 1 saat 45 dakika süren kurultay konuşmasını analiz edeceğim.




Yazıyı paylaş
11 thoughts on “Demokrasiye 5 kala: CHP’nin olağanüstü kurultayının şifreleri”
  1. Yazınızı büyük bir dikkatle okudum. Her satırı, CHP’li olmanın sadece rozet takmakla değil, bu partiye karşı sorumluluk taşımakla ilgili olduğunu hatırlattı bana. Demokrasi, sadece sandıktan çıkan sonuç değil; herkesin sürece dahil olabildiği, söz söyleyebildiği bir iklimdir. Ne yazık ki kurultayda bu iklimi göremedik. Bu yazı, susturulmak istenen bir duygunun, görmezden gelinen bir örgütün sesi olmuş. Tebrik ediyorum,Ece Hanım. Yazılrınızı özlemiştik.

  2. Ece Hanım, CHP yazılarınızı on sene öncesinden hatırlıyorum. Çağdaş Ses’te de sizden takip ederdik. O zamandan beri çizginizi korumanız beni bir örgüt emekçisi olarak çok mutlu etti. Yazının en çok etkilendiğim kısmı, vefa duygusuna yapılan vurgu oldu. Deniz Baykal gibi bu partinin hafızasında çok önemli bir yeri olan bir ismin kurultayda unutulması, yalnızca bir ismin değil, bir dönemin de görmezden gelinmesi anlamına geliyor. CHP’nin geçmişiyle yüzleşmeden geleceğe yürüyemeyeceğini bir kez daha hatırlattınız. Bu parti hem tarihin hem halkın partisidir; kimseyi dışlamadan, kimseyi unutmadan yol almalıdır. Yalnız tek eleştirim, Sn. Baykal’ı anmak için 1 Mart’a vurgu yapmanızdır. Baykal olmasaydı, Kılıçdaroğlu oldukça güçlü bir oy oranıyla partiyi devralamazdı. Onun da hataları az değildi. Eski yazılarınızda bu vurgular da vardı. Bunları biraz esgeçmişsiniz. Dilerim diğer yazılarınızda değinirsiniz. İyi akşamlar.

  3. Yazıda geçen “tek aday, tek liste, tek ses” tespitini vaktiyle Özgür Özel de yapıyordu. CHP, çok sesliliğin partisi olarak bilinirken, kurultayda bu kadar tek tipleşmiş bir tablo ortaya çıktı. Şimdi sokağın rüzgarıyla bunu dillendirmeye bile çekiniyor insanlar. Fikirlerin yarışmadığı yerde yenilik üretilemez. Delegelerin iradesi yalnızca tercihle değil, alternatifle de var olur. Siyasetin dinamizmini besleyen çoğulculuğun bu kadar kolay gözden çıkarılması, partimizin kimliğine zarar veriyor. Yazınız tam da bu boşluğu görünür kılıyor. Kaleminize sağlık.

  4. Ece Hanım öncelikle selamlar.Partimize dair böylesine derinlikli bir eleştiriyi dostça, yıkıcı değil yapıcı bir dille ifade ettiğiniz için teşekkür ederim.Kurultaylarda yaşananlar sadece isimlerin değişmesi değil; aynı zamanda yöntemlerin, alışkanlıkların, yaklaşımların sınanması oldu.Yazınızda yazdıklarınızdan, yıllardır tabanda biriken ama ifade edilemeyen pek çok rahatsızlık var.Umarım bu yazı gibi sesler çoğalır ve partimiz yeniden kendi ruhuyla buluşur Çünkü biz CHP’ye sadece geçmişte yaptıkları için değil, gelecekte yapacaklarına inanarak bağlıyız.Berhan Bey bence gereken imzayı toplayamadı.İl başkanıyken güçlüydü ama şimdi değil.

  5. yeter artık ya berhan şimşek kim ki genel başkan adayı oluyo yazık bu partiye kendine kürsüde yer açtırıyo millete artistlik yapıyo sonra da aday olamadım diye sızlanıyo özgür özel varken kimseye gerek yok herşeyi toparladı adam

  6. Haklı olduğunuz en önemli husus sokağa çağrılan örgütsüz kitlenin ciddiye alınması ama salona alınmayan CHP’lilerin unutulması konusunun altını çizmeniz. Bu çelişki bizi çok yaralıyor. Partimiz toplumun geniş kesimlerine umut olmak istiyorsa önce kendi içinde demokratik katılımı güçlendirmeli. Örgüt, bu partinin omurgasıdır. Bugüne kadar kaç kurultaya katıldığımı unuttum. Ama bu sefer gitmeye çekindim. Salonda olmayan emekçilerin, dışarıda bekleyen partililerin sesi bu yazıya yansımış. Bu yüzden çok kıymetli buluyorum. Çok teşekkür ederim. CHP’nin yeniden halkla, örgütle ve vicdanla buluşmasının zamanı geldi de geçiyor.

  7. yazı yazıyosunuz iyi hoş da daha kısa yaz abla okuyamıyoruz bu partinin başına kim gelecekti allasen biri aday olmuş 1 kişi bile eksik imzayla 5 dk geç kalmış sonra vay ben dışlandım niye dışlansın kimse sen kimsin berhan abiiiiii

  8. berhan şimşek ne zaman partiye ne katkı yapmış da aday olacakmış yazık vallahi kendini bişey zannediyo özgür özel partiyi toparladı seçimi kazandı belediyeleri korudu kimse kusura bakmasın yok yok bu yazılar hep eski kafaların işi özgür özel geldiğinde herşey değişti adam gibi adam birsürü şey yaptı hala bişey bulamıyosunuz eleştiri diye berhan da gitsin tiyatro yapsın siyaset başka bişey

  9. Berhan Şimşek’i biz gençlik kollarından tanırız. O dönemlerde de sahneyle siyaset arasında gidip gelirdi. Bu partinin yükünü çeken insanlar, gecesini gündüzüne katarak örgütü ayakta tutarken, Berhan hep sahnede alkış topluyordu. Şimdi yıllar sonra çıkıp beş dakika ile aday olamadım diye sitem etmesini samimi bulmuyorum. CHP’de aday olmak, sadece prosedür değil, temsil meselesidir. Kurultayda aday olacak kişi önce örgütle bağını kurmalıydı. Kemal Bey aday olmayacağım dedi diye alan bulabildi. Bunu da görmek lazım.

  10. Berhan Şimşek elbette bu partinin bir evladıdır ama siyaset emek işidir. Oyunculukla siyaset birbirine karışınca, sahneye çıkan kişiyle salonda söz alan kişi birbirine benzemiyor. Bu kurultay, CHP’nin yeni bir sayfa açtığı yerdi. Özgür Özel, örgütün desteğini alarak geldi. Eski alışkanlıklarla, tepeden inme adaylıklarla bu süreç baltalanamaz. Biz Berhan abiyi severiz ama bu tavrı ve üslubunu doğru bulmadık. Eski arkadaşlarla telefonlaştık, “tablalı don” hoş olmadı. Yaş farkı varsa Özgür Başkan ne yapsın!

  11. Berhan Şimşek’in aday olamaması, sadece onun değil, bu partide çok sesliliğe inanan herkesin kaybıdır. CHP’nin farkı farklı isimlerin, farklı bakış açılarının rekabet edebildiği bir parti olmasıydı. Kurultay günü herkesin gözü önünde yaşananlar, prosedür bahanesiyle demokratik hakkın engellenmesiydi. Berhan Şimşek’in kaybettiği bir şey yok, partiye de zarar geldi. Keşke hiç aday olmasaydı diye düşünüyorum. Ama diyorum ki adaylık bir lütuftan ibaret değil, haktır. Berhan Şimşek kendisini destekleyen delegelerin isimlerini açıklasın da, geri adım atamasınlar bari!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir