CHP’li Hatip Karaarslan’ın CHP 38. Kurultay davasında savcılığa verdiği ifadesi:
Kurultaydan yaklaşık 15-20 gün kadar önce İzmir Büyükşehir Belediyesinde Genel Sekreter olarak görev yapan Buğra GÖKÇE, mesai arkadaşı olan Zeki KARATAY vasıtasıyla bana haber gönderdi. Ekrem İMAMOĞLU’nun benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben de haberi getiren Zeki isimli arkadaşıma hitaben “benimle ne görüşecek, konu nedir?” diye sordum. Buna karşılık Zeki KARATAY bana “CHP’nin kurultayı hakkında seninle görüşecek” dedi. Bende kendisine bu konu hakkında görüşmek istemediğimi söyledim. Aradan bir hafta geçtikten sonra Zeki KARATAY tekrar bana gelerek aynı teklifini yeniledi. Bana “Ekrem İMAMOĞLU beni sıkıştırıyor.” dedi. Ben yine Ekrem İMAMOĞLU ile görüşme teklifini kabul etmedim. Ben kurultay tarihinden yaklaşık 10 gün kadar önce kurultay işlerini takip etmek için Ankara’ya geldim. Ankara ili Ulus semtinde bulunan Radisson isimli otele yerleştim. Burayı biz delegelere parti genel merkezi tahsis etmişti. Bütün İzmir ekibi bu otelde kalıyorduk. Eski CHP Mardin il başkanı olan ancak parti genel merkezinden Mardin il teşkilatına gönderilen ödeneği kendi şahsi menfaatine kullandığı için CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU tarafından il başkanlığı görevinden alınan, ancak kurultayda mevcut kurultay delegesi olan Mehmet KILIÇASLAN kendisini eskiden beri tanıdığımdan dolayı benim kaldığım Radison Otelde görüşmek için defalarca beri cep telefonumdan aradı. Ben de kendisiyle görüşmeyi kabul ettim. Bu olay kurultaydan yaklaşık 2 veya 3 gün önce idi. Mehmet KILIÇASLAN benim kaldığım otele öğleden sonra saat 15:00-16:00 sıralarında geldi. Otelin lobisinde ikimiz başbaşa görüştük. Bu görüşme sırasında yanımızda başka bir kimse yoktu. Bana kendisinin bu kongrede Özgür ÖZEL’i desteklediğini, benim de Özgür ÖZEL’e destek olmamı, bu desteğim karşılığında istediğim miktarda parayı bana vereceklerini söyledi. Devamında benim kabul etmem halinde beni Özgür ÖZEL’in kaldığı Concord Otele götürüp kendisiyle görüştürüp istediğimi alabileceğimi söyledi. Teklifini ısrarla tekrarladı. Fakat ben kabul etmedim. Ben kendisine “Eskiden Kemal KILIÇDAROĞLU’nu destekliyordun. Neden fikir değiştirdin?” diye sorduğumda, bana “Bu işler siyaset işidir, menfaat işidir, bende kendi menfaatime bakıyorum. Sen de böyle yapıp kendi menfaatini gözet.” dedi. Ben kendisine bu işlerin karşılığında “Sen ne kadar para alacaksın?” diye sordum. O da bana “Ben 1.000.000 (bir milyon) türk lirası alacağım, ayrıca 6 (altı) tane kurultay delegesi bana bağlı, onların her biri için de ayrı ayrı 300.000 (üç yüz bin) Türk Lirası alacağım. Bundan daha fazla alan delegeler de var” dedi. Mehmet KILIÇASLAN’ı Özgür ÖZEL’e yönlendiren ve aracılık eden kişi de mevcut İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil TUGAY’dır. Ayrıca İzmir’deki parti delegelerini Özgür ÖZEL’i desteklemeleri için organize eden, ikna ettiği delegelere para ve menfaat sağlayan kişi de Cemil TUGAY’dır. Ben bu konuyu Mehmet KILIÇASLAN’ın bana anlatımından öğrendim. Mehmet KILIÇASLAN halen Mardin ili Kızıltepe ilçesinde yaşamaktadır. Kendisi ticaretle uğraşır. Görüşme sonrası Mehmet KILIÇASLAN otelden ayrıldı. Kurultay öncesi ve kurultay sırasında delegeler arasında İstanbul CHP İl Başkanı Özgür ÇELİK ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil TUGAY’ın, Özgür ÖZEL’i desteklemeleri için delegelere para dağıttığı sıkça konuşuluyordu. Duyduğuma göre Urfa CHP İl Teşkilatı delegelerinin tamamı, Gaziantep, Mardin, Ağrı, Konya, Niğde, Muğla ve İzmir’in bir kısım delegelerinin para ve bazı menfaatler karşılığında fikir değiştirerek Özgür ÖZEL’e destek olduklarını öğrendim. İzmir CHP delegelerinden olan Özkan TİCE halen CHP Genel Merkezi Yüksek Disiplin Kurulu üyesi olarak görev yapar. Ben çevremdeki bir çok kişiden Özkan TİCE’nin elinde çantalarla delegelere para dağıttığını söylediklerini duydum. Benim duyduklarıma göre İstanbul’da büyük bir iş adamı olan Aziz İhsan AKTAŞ isimli kişi CHP Kurultayında Özgür ÖZEL’in desteklenmesi için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU vasıtası ile yüklü miktarda bu iş için para ayırıp dağıttıklarını duydum. Aziz İhsan AKTAŞ Türkiye’deki belediyelerin büyük bir bölümünün temizlik, araç ve yakıt tedarik işlerini yürütüp belediye ihalelerini aldığını duydum. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bu tür işlerini de bu şahıs yürütmektedir. Duyduğuma göre kurultayda dağıtılan paraların asıl kaynağı bu kişidir. Kurultay sırasında ben bizzat salondaydım. Salonda divan başkanı olan Ekrem İMAMOĞLU psikolojik üstünlüğü Özgür ÖZEL lehine çevirdi, her nasılsa iptal edilen oyların tamamının da Kemal KILIÇDAROĞLU’na verilen oylar olduğunu usulsüzce belirledi. Benim gördüğüm kadarıyla Özgür ÖZEL ve taraftarları baştan itibaren yeterli delegelerinin olmadığını, seçimi normal yolla kazanamayacaklarını anladıkları için başta Ekrem İMAMOĞLU ve yukarıda belirttiğim ve araştırma yapılınca bulunacak olan birçok kişi ile birlikte hareket ederek organize bir şekilde, bir kısım kurultay delegelerini para ve benzeri menfaat karşılığında saf değiştirmeye ikna etmek için çalışmışlardır ve sonunda da bu eylemlerinde başarılı olmuşlardır. Kemal KILIÇDAROĞLU kesinlikle demokrasiye, parti iç tüzüğüne ve ilgili mevzuata saygılı bir kişidir. Kendisi hiçbir şekilde hukuk dışı bir yol ve yöntemi tercih etmemiştir. Kimseye de bu konuda bir müsaade vermemiştir. Benim bütün bu olaylardan sonra düşüncem Kemal KILIÇDAROĞLU’na yönelik hileli ve şaibeli hareketlerle kurultayın usulsüzce yapıldığıdır. Kemal KILIÇDAROĞLU’nun özel kalem müdürü olan soy ismini bilmediğim Şükran isimli kadını Flash TV ve Halk TV isimli televizyon kanallarının sahibi olan Cafer POLAT menfaat karşılığında kendi taraflarına çekmiştir. Bunun karşılığında Şükran Hanım da Kemal KILIÇDAROĞLU’na ait özel bilgileri bir şekilde Ekrem İMAMOĞLU’na bildiriyordu. Ben bu bilgileri parti içerisindeki konuşmalardan biliyorum. Ayrıca sosyal medya üzerinden de bu tür konularda paylaşımlar yapılmıştır. Duyduğuma göre Şükran Hanımı Genel Seçimlerden yaklaşık 1 (bir) ay kadar önce Londra’ya götürerek bu kişiler ağırlamışlar ve tüm masraflarını karşılamışlar. Bunu yapan kişi de Cafer POLAT’tır. Cafer POLAT’ın arkasındaki gerçek finansör de Ekrem İMAMOĞLU’dur. Ben tüm bu bilgileri parti içerisindeki delegeler arasındaki konuşmalardan duydum. Bildiğim ve gördüğüm şeyleri anlattım. Bu kişiler ile benim aramda geçen telefon görüşmelerini, otel kayıtlarını savcılık makamı tespit edebilir. Benim anlatımlarım tamamen doğrudur. Yeminli ifade verdim, gerçeğe aykırı hiçbir beyanda bulunmadım. Ben Cumhuriyet Halk Partisine gönül vermiş bir partiliyim. Partinin zarar görmesini hiçbir zaman istemem. Ancak Kurultay zamanında açıkça bir hile ve usulsüzlük yapıldığına şahit olduğum için hem Ankara 42. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/66 esas sayılı Kurultayın İptaline yönelik bir dava şahsen açtım, hem de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına kendi rızam ile bizzat gelerek yukarıda belirttiğim şekilde hiçbir baskı ve etki altında kalmadan bildiğim ve gördüklerimi anlattım. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir. Hukuken gerekli işlemlerin yapılmasını bir partili olarak istiyor ve bekliyorum. Hukukun vereceği kararlara da saygılıyım, dedi. Başkaca ekleyecek bir husus olmadığını beyan etmekle tutanak ilgililerce imza altına alındı. 14.02.2025
CHP’li Veysi Uyanık’ın CHP 38. Kurultay davasında savcılığa verdiği ifadesi:
Ben 37. Dönem CHP Bitlis İl Başkanlığı görevini yürüttüm, aynı zamanda CHP 38. Olağan Kurultayında kurultay delegesi olarak bizzat kurultaya katıldım. 38. Olağan kurultaydan yaklaşık bir hafta kadar önce CHP İstanbul milletvekili Özgür Karabat, İstanbul’a görüşmek için beni davet etti. Ben İstanbul iline gittim, orada bir gece kaldım. Daha sonra toplantının yapılacağı CVK Park Bosphorus Hotel’e gittim, hotelde Özgür Karabat, Ekrem İmamoğlu ve Metin Kaya ile birlikte girişte bulunan toplantı odasında gündüz vakti toplantı yaptık. Bu toplantıda Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel’i desteklememi istedi ve diğer detayları da Özgür Karabat ile halletmemi söyledi. Kendisi bir süre sonra toplantıdan ayrıldı. Ekrem İmamoğlu, benim Bitlis ve doğu ve güneydoğu illerindeki kurultay delegelerindeki etkimi biliyordu. Bu nedenle benim Özgür Özel lehine delegeleri ikna etmemi istedi. Toplantı bitiminde ben Ankara’ya döndüm. Kurultay yapılmadan önce TBMM’ye giderek Özgür Karabat ile kendi odasında görüşme yaptım. Ben “delegelere Özgür Özel’e oy vermeleri karşılığında ne vereceksiniz”, diye açıkça Özgür Karabat’a sordum. Özgür Karabat odasında bulunan bir kargo poşeti içerisinde 100 bin TL olduğunu söylediği nakit parayı çıkarıp bana delegelere dağıtılmak üzere elden teslim etti. Ben 100 bin TL’yi elden aldım. Ayrıca market alışveriş kartlarının da arabada olduğunu, oradan da bana bu kartlardan vereceğini ve benim de bunları delegelere dağıtmamı söyledi. Ben de kendisine bana verdiği paraları ve market kartlarını kendilerinin istediği şekilde ilgili kurultay delegelerine dağıtacağımı ve kendilerine bilgi vereceğimi söyledim. Daha sonra Özgür Karabat’ın şoförü ve danışmanı olan Sırrı isimli kişi beni kendilerine ait bir araçla TBMM’den alarak, Beytepe’deki evime götürdü. Araçtan indiğimiz sırada aracın bagajında bulunan içerisinde kargo kolilerinin bulunduğu büyükçe bir kutuyu benim elime verdi. Ben de bunları alıp evime çıktım. Ancak kutuyu hiç açmayıp evin içerisinde vestiyere bıraktım. Bir gün sonra Sırrı, beni telefonla arayarak “market kartlarının fazlasını yanlışlıkla sana vermişim, bunları geri almam lazım, yoksa Baki Aydöner beni perişan eder”, diye telefonda bana yalvardı. Ben de “gelip alın”, dedim. İlyas Şahin isimli (eski Artvin merkez CHP ilçe başkanı ve İstanbul’da İski koordinatörü) kişi beni telefonla aradı, kendisine konum attım, bulunduğum siteye geldi. Ben kolinin içerisinden 100 bin TL değerinde market kartını kurultay delegelerine dağıtmak üzere aldım, geriye kalan tüm kartları koli içerisinde İlyas Şahin’e teslim ettim. Bu sırada İlyas Şahin, Baki Aydöner’i telefonla arayarak kartları almak için geldiğini söyledi, telefonu bana verdi, telefonda Baki Aydöner, bana hitaben “abi market kartlarının fazlasını sana yanlışlıkla vermişler, daha 10-15 ile dağıtacağız, kutunun içerisinde yaklaşık 1 milyon 500 bin TL’lik market kartı var, senin durumun iyi, kapında bir domuzun eksik” diye söyleyince ben de telefonda Baki Aydöner’e hitaben “kapımda bir tek sen eksiksin” diye söyledim ve telefonu kapattık. Kartları arabanın bagajına koyarken ben fotoğrafını çektim. Ben bana verilen kartları olaydan bir gün sonra Tandoğan’da bulunan Etap Altınel isimli otelin ilerisinde bulunan Kahveci Hacıbaba isimli kafeye giderek Bitlis il başkanı Metin Güzelkaya, Ahlat ilçe başkanı ve kurultay delegesi Rıdvan Bildirici, Ahlat kurultay delegesi Ömer Akışık, Bitlis kurultay delegesi Şerif Sayın’a bana verilen market kartlarından 20’şer bin TL’lik olmak üzere hepsini ayrı ayrı dağıttım, kendime hiç almadım. Ayrıca bana Özgür Karabat tarafından verilen 100 bin TL paradan da 20’şer bin TL’yi bu delegelere dağıttım, kendime hiç para almadım, kart da almadım. 20 bin TL’sine de akşam onlara yemek ve içki ısmarlayarak harcadım. Ayrıca Ahlat’tan gelen delege olmayan partili olan Doğan isimli kişiye de 20 bin TL’lik market kartı verdim. Ayrıca o toplantı sırasında il başkanı Metin Güzelkaya’yı bir kenara çekerek Özgür Karabat’ın kendisi için 100 bin TL para ayırdığını, meclise giderse kendisine vereceğini söyledim. Daha sonra kendisi TBMM’ye gidip Özgür Karabat’ın odasında 100 bin TL para nakit aldığını bana söyledi. Ben kurultaydan sonra Özgür Karabat’a kimlere kart ve para dağıttığımı ismen bildirdim. Muş delegesi olan Arif Adanur’un Özgür Özel lehine imzasını ikna ederek ben aldım. Götürüp CHP genel sekreteri Selin Sayek Böke’ye Özgür Özel’in Turan Güneş’teki Akçam Plazadaki seçim ofisinde Bitlis delegelerinin imzaları ile birlikte elden teslim ettim. Bunun üzerine Arif Adanur’un ablasını İski’de işe yerleştirdiler. Ben CHP’de gerçekleşen 38. Olağan kurultaya yönelik şaibe iddialarından çok rahatsızım. Bir partili olarak bu şaibe iddiasının araştırılarak gerçeğin ortaya çıkartılmasını, varsa tespit edilecek sorumluların cezalandırılmasını ve kurultay hakkında hukuki işlemlerin yapılmasını ve 38. Olağan kurultayın şaibe tespit edilmesi halinde mahkemece kurultayın iptal edilmesini talep ediyorum. Benim kimseyle doğrudan bir husumetim yoktur. Ben partimin adının temize çıkması için bu ifadeyi kendi hür irademle verdim. Partimin içerisinde bulunan suça bulaşan kişilerin tespit edilerek temizlenmesini istiyorum. Ben kesinlikle kendi adıma para, market kartı veya benzeri hiçbir şey almadım, kullanmadım, bunlara ihtiyacım da yoktur. Sadece bizzat gördüklerimi yukarıda anlattım. Benim olay hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir, dedi. 14/04/2025
CHP’li Yusuf Gögerkaya’nın CHP 38. Kurultay davasında savcılığa verdiği ifadesi:
Ben emekli özel harekat polisiyim, Erzurum ilinde yaşarım. 2022 yılında CHP’ye katıldım ve 2022 yılında Erzurum Uzundere İlçe Başkanı oldum. Aynı zamanda kurultay delegesiyim. 38. Olağan CHP Kurultayına bizzat katıldım. Kurultayda Özgür Özel lehine oy kullandım. Erzurum il başkanımız Serhatcan Eş’tir. Kendisi 38. Olağan Kurultaydan önce Erzurum başkanı iken biz delegeleri ile görüştü, toplantı yaptı ve iki tane liste hazırlayıp biz delegelere imzalattı. Listenin birisini Özgür Özel için, diğer listeyi de Kemal Kılıçdaroğlu için hazırladı. Bu iki listenin olmasının nedeni kendisinin genel başkanlık yarışında bulunan her iki kişi ile görüşerek onlardan kendisine en çok menfaati teklif eden ve kendisinin Erzurum il başkanlığını devam ettirecek olan kişiyi desteklemekti. Serhatcan Eş kurultaya bizden birkaç gün önce geldi. Ankara’ya gelince Kemal Kılıçdaroğlu ile resim paylaşıp desteğini açıkladı. Biz de kurultaydan bir gün önce Ankara’ya geldik. Çukurambar semtinde bulunan Point Otele yerleştik. Kurultaya gelmeden önce Erzurum delegeleri olarak sekiz kişi Kemal Kılıçdaroğlu, dört kişi de Özgür Özel’i destekleyeceğini söylemişti. Arkadaşım Yunus Siner bana il başkanımız Serhatcan Eş’in kurultaydan birkaç gün önce İstanbul ilinde bazı görüşmeler yaptığını söyledi. Başkan İstanbul dönüşü bu kez de Özgür Özel ile görüşüp resim paylaştı, Özgür Özel’e desteğini belirtti. Biz bu duruma Erzurum delegeleri olarak tepki gösterdik. Ankara’ya geldiğimizde kurultaydan önceki gün Erzurum’un sekiz delegesi olarak Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşüp resim paylaştık, kendisine olan desteğimizi beyan ettik. Genel merkezden çıkınca ben yanımdaki delege arkadaşlarıma il başkanı ile görüşelim diye teklif ettim. Dört arkadaşım kabul etmedi, ben de yanıma diğer üç arkadaşımı alarak Serhatcan Eş’in olduğu otele gittik, orada kendisiyle görüştük. Devamında da biz de o otele yerleştik. Kurultaydan bir gün önce Balıkhan Restaurant’a yemeye parti milletvekilleri tarafından davet edildik. İl başkanımız ile birlikte Balıkhan’a gittik, yemeğimizi yiyerek sohbet ettik. Bu sırada yanımızda il başkanı Serhatcan Eş ile delegeler Yüksel Atabay, Şahin (İspir delegesi), Ekrem Ekmekçi (Yakutiye ilçe başkanı), Erturan Alagöz (Palandöken ilçe başkanı), Abdulkadir (Aziziye ilçe başkanı), Recep Eren (Horasan ilçe başkanı), Bayram (Tekman ilçe başkanı), Yunus Siner (Tortum ilçe başkanı) Üstüner Karacaoğlu olduğu halde yemek yiyerek sohbet ettik. Yemek çıkışı ben, Serhatcan Eş, Erturan Alagöz ve Abdulkadir olduğu halde Ankara’da bir pavyona gittik ancak adını ve yerini tam hatırlayamıyorum. Pavyonda oturup içtik, alkol alıp eğlendik. İlerleyen saatlerde geceleyin 02:00 civarında Serhatcan Eş, bizi pavyonun dışında kapı girişine davet etti. Orada bize hitaben “benim sizin imzalarınızı alıp bir yere göndermem lazım” dedi ve cebinden para çıkardı. Bana 1.000 (bin) USD (Dolar) para uzatti. Ben bu parayı delil olarak ileride kullanmak amacıyla aldım. Bu parayı hiç kullanmadım. Amacım ileride olabilecek bir şikayet ortamında dile getirmek ve delil olarak açıklamaktı. Arkadaşım Erturan Alagöze 1.500 (bin beşyüz) USD teklif etti ve o parayı alıp cebine koydu, Abdulkadir’e ise 1.000 (bin) USD teklif etti ancak Abdulkadir bu parayı kabul etmeyip, ortamı terk edip Kılıçdaroğlu’nun ekibinin olduğu tarafa gitti. Daha sonra pavyondan çıkıp otele geldik. Daha sonra Serhatcan Eş’in gösterdiği evrakları da imzaladık. Biz evrakları imzaladıktan yaklaşık 20 dakika sonra Şaban Sevinç isimli gazeteci kendi X (twitter) hesabından bizim imzalayıp Serhatcan Eş’e verdiğimiz evrakı aynen paylaştı. Erzurum delegelerinden Ekrem Ekmekçi, Yunus Siner, Ümit Karacabey, Bayram (Tekman ilçe başkanı), Recep Eren’in para aldıklarını duymadım. Serhatcan Eş, kurultay sırasında Özgür Özel lehine oy kullanmamızı ve oy pusulasında Özgür Özel işaretli olarak fotoğraf çekip oy pusulasının fotoğrafını kendisine göndermemizi biz delegelerden istedi. Ben de kurultay günü Özgür Özel lehine oyumu kullandım, fotoğrafımı kendi cep telefonum ile çektim ve Serhatcan Eş’e whatsapp üzerinden gönderdim. Diğer delegelerimiz de aynen böyle yaptı. Kurultay bitti, biz Erzurum iline döndük. 21. Olağanüstü kurultaya da delege olarak katıldım. Bu kurultaydan önce de yine Balıkhan Restauranta davet edildik ancak ben ve bazı arkadaşlarım bu davete katılmadık. Serhatcan Eş, bu davete katılmış ancak delegelerini toplantıya götüremediği için kızmış, otele geldiğinde benimle bu konuda tartıştı ve bana hitaben “açık ifade vermeyeni….. sinkaf ederim.” diye bana hakaretlerde bulundu. Aramızda tartışma çıktı, herhangi bir müracaatta bulunmadık, arkadaşlar bizi araladı. Kendisiyle şu an görüşmüyorum. Serhatcan Eş, kurultaydan sonra CHP genel merkezine giderek benim hakkımda ilçe başkanlığı görevimden alınmam için şikayette bulunmuş. Ancak şu ana kadar herhangi bir işlem yapılmadı. Ben partimin kurultaylarına şaibe iddiası karıştırılmasından dolayı rahatsızlık duyuyorum. Delegeler arasında ve partililer arasında bu şaibe iddiası çok çok konuşuluyor. Ancak birçok kişi bu konuyu bildikleri halde birilerinden çekindiklerinden için ifade vermeye gelemiyorlar. Ben partimiz hakkındaki bu şaibe iddialarının araştırılarak gerçeğin ortaya çıkarılmasını, varsa tespit edilecek sorumluların cezalandırılmalarını istiyorum. Benim olay hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir, dedi. 14/04/2025
Yukarıda okuğumuz üç ifade, Ankara’da görülen CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın şaibeli bir şekilde yürütüldüğü ve sonuçlandırıldığı iddiasıyla görülen davanın savcısı tarafından alınan CHP’lilerin ifadelerinden.
Dosyanın savcısı oldukça şeffaf bir süreç yürüterek, davaya gizli tanık kabul etmedi, açık bir şekilde ifadeleri aldı ve basınla gelişmeleri her daim paylaştı.
Davanın gidişatı, mutlak butlana, yani mevcut yönetimin yok hükmünde sayılarak eski yönetimin göreve gelmesini beraberinde getirecek gibi görünüyor.
Tam da bu nedenle Kılıçdaroğlu, İBB soruşturmasını sulandırmak için elinden gelen her şeyi yapan ve Akşam Gazetesi’nin “İmamoğlu Medya A.Ş.” başlıklı haberinde İBB’den para aldığı iddiasıyla isimleri İBB soruşturmasında geçen kimi PR görevlileri tarafından itibar suikastına uğratılmak isteniyor.
Bu ifadeler konuşulmasın, CHP’yi dizayn eden kliğin para karşılığında kurultayı satın aldıkları iddiaları konuşulmasın isteniyor.
Bu nedenle dosyadaki ifadelerden bazılarını açıkça okurlarımla paylaşmak istedim.
Burada konuşulması gereken en önemli konulardan biri, kliğin Kılıçdaroğlu’dan neden kurtulmak istediği ve bunu en yakın adamlarına yaptırarak nasıl başardığı meselesi oluyor.
Kliğin Kılıçdaroğlu’ndan “neden” kurtulmak istediğiyle ilgili daha önce bir yazı yazmış ve yayın yapmıştım.

En önemli neden, Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlarını toplayarak, “Her kim yolsuzluğa bulaştıysa gereğini gözümü kırpmadan yaparım” demesi ve yerel yöneticilerin merkezî siyasette aktif olmalarına izin vermemesiydi.
Kliğin Kılıçdaroğlu’ndan “nasıl” kurtulduğuyla ilgili en önemli cevabı ise İBB soruşturması bizlere verecek. “Nasıl” sorusuna ipucu olarak pek çok açık ve gizli tanık ifadesi dosyada yer alıyor. En kapsamlı iddialardan biri olan gizli tanık Meşe’nin ifadesine göz atalım:
“…Görüntülerde yer alan diğer kişilerden Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz da İmamoğlu’nun para trafiğini sağlayan kişilerdir. Tuncay Yılmaz şirket müdürüdür. Fatih Keleş ise eski dönemden itibaren rüşvet ya da komisyon işlerinden paraları toplayan kişidir. Fatih’i (Keleş) İBB Spor’un başına getirdi. Bu aslında bir perdelemedir. Tuncay Yılmaz’ı burada muhasip yaparak kulübe giren ve çıkan parayı kontrol altına aldılar. Resmi olmayan bir harcama yapılacak, birisi satın alınacaksa ve bunun için bir bütçe oluşturulacaksa bu işleri Tuncay (Yılmaz) ve Fatih Keleş yapar. Ekrem İmamoğlu’nun bu konuda yaptığı toplantılara ikisi de katılır. Murat Ongun da bu toplantılarda yer alır. Ertan Yıldız iştiraklerden sorumlu danışmandır. Medya ve Kültür A.Ş. dışında verilecek tüm ihaleleri ve bu ihaleleri hangi şirketlerin alacağını belirler. Ertan Yıldız ihalelerden alınacak komisyonu Fatih Keleş ile birlikte belirler. Daha sonra Fatih ve Tuncay bu paraları toplar. CHP kurultayı döneminde bu şekilde toplanan paralar delegelere dağıtıldı. İşin başında ise şu an Şişli Belediye Başkanı olan Resul Emrah Şahan vardı. İşin finans kaynağının bir kısmı BİMTAŞ üzerinden sağlandı. BİMTAŞ’a İPA (İstanbul Planlama Ajans) finanse ettirildi. Hem Ekrem İmamoğlu’nun Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz’a toplattırdığı paralar hem de BİMTAŞ’ın İPA’ya yaptığı finansman delegelere dağıtıldı. Bu şekilde kurultayda istediği gibi sonuç aldılar…”
Bu ifadede yer alan konular teker teker ismi geçen kişilere de soruluyor ve kapsamlı bir soruşturma yürütülüyor.
İsmi geçen Ertan Yıldız etkin pişmanlıktan faydalanarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na yeni bir ifade verdi ve onun verdiği bilgilerle yeni bir operasyon daha gerçekleştirildi.
Öncelikle CHP’nin mevcut yönetiminin meseleyi ciddiyetle ele almadığını görmemiz gerek. Yönetim, göreve geldiğinden beri her konuyu sloganlarla ele alıyor ve hiçbir stratejik hamle yapmadan, gelişigüzel hareket ediyor.
CHP tabanı bu stratejisizliğin farkında ve rüzgâra teslim olan yönetimin rotasızlığından oldukça rahatsızlık duyuyor. Zaten İBB soruşturması ile ortalığa saçılan derin yolsuzluk ağının utancı içerisinde olan partililer, asırlık bir çınar olan CHP’nin tek kişinin gündemine hapsedilerek bir kısır döngüye sokulmasından da huzursuzlar.
CHP’nin anlık olarak attığı adımlar ise şeffaflıkla değil, tamamen kapalı kapılar ardında belirleniyor. Demokratik olarak örgütlenmiş hiçbir siyasi birim, CHP’de karar mekanizmasına dahil edilmediği gibi her karar kliğin emrindeki isimler tarafından belirlenip, yukarıdan aşağı doğru deklare ediliyor.
Tabanın temiz siyaset talebi ise, “suratına tükürülür” şeklindeki sakil söylemlere kurban ediliyor.
Tüm siyasetin gündemi sosyal medya platformlarında İBB soruşturmasını içi boş bir soruşturmaymış gibi göstermeye çalışan İmamoğlu Medya A.Ş.’nin PR çalışanları tarafından belirlenmeye çalışırken, bu gündem halkın ve tabanın gerçek gündemini değil, Özel’in etrafını kuşatan ekibin emrinde oldukları kliğin çıkarlarına uygun olarak sürekli gerginlik ve kamplaşma ürettikleri çok rahat bir şekilde gözlemlenebiliyor.
Temiz siyaset yaptığını iddia eden kimse yolsuzluktan yargılanan isimlere kefil olmaz. Bağımsız yargıya kefil olur ve hukuk komisyonları aracılığıyla o bağımsızlığı denetler.
Artık küfür dilinden uzaklaşmak ve gerçek hayatın gerekliliklerine dönmek zamanı. Bu ucuz ve pespaye dilin ürettiği her söylem reddedilmeli.
Bunun tek yolu da topyekûn hukukî olarak soruşturulan yolsuzluk iddialarının karşısında siyasî olarak konumlanmak yerine aklıselime dönülerek CHP’nin içindeki çürük elmaların ayıklanması için gereğini yapmaktan geçiyor.
Ece Sevim, 28.05.2025, ecesevim.com
