Nisan 20, 2025
İBB Davası

Veriyle yönet, reklamla manipüle et: İstanbul gerçekten senin mi?

Yazıyı paylaş

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Ama artık o da beni dinliyor. Üstelik gözlerim açıkken, hatta farkında bile değilken…

Orhan Veli bir zamanlar İstanbul’u dinledi gözleri kapalı.
Rüzgârı duydu, martıların seslerini…
Bugün biz İstanbul’u dinleyemiyoruz. Çünkü o artık bizi dinliyor.

İBB’nin “İstanbul Senin” adlı uygulaması, en az Cambridge Analitica skandalı kadar büyük bir şaibeye ev sahipliği yapıyor.

Cep telefonlarımızdaki her dokunuş bir sinyal, her tercih kategorik olarak etiketlenmemizi sağlıyor. İşe hangi yoldan gittiğimiz, kimin yanından geçtiğimiz, hangi saatte nerede olduğumuz…

Hepsi kaydediliyor, analiz ediliyor, sınıflandırılıyor.

Bunun böyle olduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekseninde yürütülen “suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “rüşvet almak”, “irtikap”, “hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek” ve “ihaleye fesat karıştırmak” kapsamında hazırlanan dosyaya giren bir ses kaydı ile anladık.

Ses kaydında İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Murat Ongun, İBB Kültür A.Ş. Eski Genel Müdürü Serdar Taşkın ve Reklamİst firma kurucusu Uğurhan Atma bir toplantı yaptıkları ve bu toplantıda kişisel verilerin siyasi amaçlarla nasıl kullanılabileceği konuşuluyor.

Ses kaydından, aynı zamanda Adform Türkiye’de çalışan ve CHP Gençlik Kolları üyesi olan Uğurhan Atma’nın, bu şirketin sahip olduğu ulusal ve uluslararası markaların verilerine, izinsiz şekilde İBB’nin siyasi hedefleri için kullandırdığı verileri de eklemeye uğraştığı görülüyor. Bu sistem yalnızca kamu kaynaklarını değil, milyonlarca İstanbullunun verisini de hukuka aykırı biçimde istismar edilmeye çalışıldığını gösteriyor.

“İstanbul Kart” ve “İstanbul Senin” uygulaması üzerinden toplanan veriler, Adform’a ait lokasyon, ilgi alanı, harcama ve kullanım alışkanlıkları gibi devasa veri havuzlarıyla birleştirilerek, 2024 yerel seçim kampanyalarında siyasi manipülasyon için kullanıldı mı?

Kişisel veri skandalının haricinde, dijital reklam satın alımlarında, Meta ve Google gibi platformlarda gösterilen tutarların altında maliyetlerle işlem yapılırken, aradaki fark şirkette bırakılarak, kamu kaynakları usulsüz biçimde aktarıldı mı?

İstanbul’da hiç kimsenin haberi olmadan, “Cambridge Analytica” skandalını bile gölgede bırakacak ölçekte bir veri hırsızlığı gerçekleşti mi?

Bunların cevabını dosyalardan öğreneceğiz. 

Burada sadece teknik bir ihlâlden söz etmiyoruz. Murat Ongun, dosyaya yansıyan ve haberlerde de yer alan ses kaydında, “Şimdi biz ticari bir iş yapmak için girmedik bu işe. Biz bu işe bir siyasal mesele olarak girdik” diyor.

Anladığımız kadarıyla işin ticari kısmıyla o kadar da ilgili değillermiş. Bu oldukça makul bir tavır. Zirâ bilginin parayla ölçülemeyeceği çağlarda yaşıyoruz. Ve bunun değerinin farkında olan bir ekip var karşımızda.

Konum bilgileri, kişisel tercihler, ulaşım alışkanlıkları, hatta sosyal medya etkileşimleri… Hepsi toplanmış, işlenmiş ve iddiaya göre üçüncü taraflarla paylaşılmış. 

Kişisel verilerin bu denli hoyratça kullanılması, sadece teknik bir ihlâl değil, tüm dünyada siyasal bir skandaldır ve büyük bir haber değeri taşır. Ancak, konunun ehemmiyetinin pek anlaşılmadığını, bu konuda yapılan haber sayısının az olmasından anlayabiliyorum.

Evet, bu çok büyük bir skandal, çünkü bu tür veri işleme pratikleri, yurttaşı yalnızca hizmet alan değil, aynı zamanda izlenen, ölçülen ve manipüle edilebilen bir nesneye dönüştürür.

Senin nereye gittiğini, kimlerle aynı hat üzerinde olduğunu, hangi semtte daha çok vakit geçirdiğini sistem biliyor, sen bilmiyorsun. Seni senden iyi tanıyan algoritmalar çağında, düşündüğün ve savunduğun fikrin aslında gerçekten senin mi olduğunu, yoksa sistemlerin böyle düşünmeni mi istediğini, kendini zihinsel bir sorgulamadan geçirmeden asla tam olarak bilemeyeceğin çağlarda yaşıyoruz.

Murat Ongun’un Emniyet’teki ifadesinde İstanbul Senin uygulamasıyla ilgili teknik konularda bilgisinin bulunmadığını, verilerin kendisiyle veya “Reklam İstanbul” isimli firmayla paylaşıldığı iddialarının iftira olduğunu savundu. Duruşmalar başladığında bu konudaki savunmasını tüm İstanbullular olarak dikkatle dinleyeceğiz elbette.

Peki, neydi bu planlanan iş? Bu ses kaydı aslında neye niyetlendiklerini ortaya koyuyordu?

Siyasi amaçla kullanılan mikrotargeting

Veri, erk sahiplerinin en kıymetli aracıdır. Hele ki yerel seçimlerle sık sık yön değiştirilen bir kentte yaşıyorsanız, veriler yalnızca algoritmaları değil, siyasi kaderleri de şekillendirebilir.

Ongun’un “bilgim yok” dediği teknik konulara birlikte göz atalım. 

Bir belediyenin vatandaş verilerini izlemesindeki siyasal motivasyonun ilk katmanı, seçmeni tanımaktır. Kim, hangi mahallede hangi uygulamayı kullanıyor? Hangi yaş grubu hangi güzergâhı tercih ediyor? Kimler sosyal yardımdan faydalanıyor, kimler belediye etkinliklerine ilgi gösteriyor?

Bu bilgiler sadece şehir planlaması için değil, seçim kampanyalarının mikrotargeting (mikro hedefleme) çalışmaları için altın değerindedir.

Bu motivasyonun ikinci katmanı ise, duyguları yönlendirmektir. Zirâ çağ eskisi gibi değil; kitle psikolojisini dijital ayak izlerinden okumak ve biraz müdahalelerle yeni duygular oluşturmak mümkün. Troll ağına da bu sebeple ihtiyaç duyulur.

Facebook beğenileri, toplu ulaşım tercihleri, aplikasyon davranışları… Sosyal medyada çıkarılan profiliniz sayesinde, sizlerin davranışları izlenerek birer etiket verilir ve kendinizi analiz edilecek veri setinde “birler ve sıfırlardan oluşan” numaralar hâlinde bulursunuz.

Facebook’ta, Instagram’da yaptığınız beğeniler, hangi reel’de kaç saniye durduğunuz, TikTok’ta kimlere hediye gönderdiğiniz, hangi gönderiyi yorum yapacak kadar kıymetli bulduğunuz, kimleri takip ettiğiniz ve kimler tarafından takip edildiğiniz, hangi aylarda hüzünlü paylaşımlar yaptığınız, hangi mevsimlerde aşık olduğunuz, hangi siyasi partiyi desteklediğiniz, hangilerini destekleme potansiyeline sahip olduğunuz, hangi renk gömlek giyinen insanları daha çok beğendiğiniz, babacan mı yoksa çapkın mı olduğunuz, ne tarz kadınlardan ve erkeklerden hoşlandığınız ve sağlık durumunuz…

Evet, sağlık durumunuz. İBB’nin İstanbul Kart’ı kullanabilmeniz için HES kodu eşleştirilmesi zorunluluğu getirdiğini de hatırlıyor musunuz? Sizce bu sadece “toplum sağlığı” için mi yapılmıştı?

Ya da bir gazeteci olarak merak ediyorum… İBB’nin meydan, cadde, park-bahçe, spor ve kültür tesisleri gibi birçok alanda ücretsiz kullanım hakkı verdiği İBB Wi-Fi’yi kullananların tüm trafik verileri de izleme ve veri kaydetme maksadıyla kullanılmış mıdır? Zirâ İBB, ücretsiz internet kullanabilmek için de uygulamayı indirme zorunluluğu getirmişti.

Kulağa hiç de imkânsız gelmiyor. Çünkü günümüz teknolojisinde veriyi böyle gerekçelerle kullanabilmek için pek çok yöntem var.

Bu saydığım şekillerle toplanan tüm bu verilerin analizini yapabilecek, sadece sosyal medya profilinizden profilinizi çıkaracak pek çok teknoloji var. Mesela Facebook Meta, bu verilerinizi firmalara satarak para kazanıyor. Kırmızı çanta seven, 25-35 yaş arası, İstanbul’da yaşayan bir kadın olarak kategorize edildiğinizde, META tam da kırmızı çanta satmak isteyen bir firmaya diyor ki, “İşte senin hedef kitlen budur, ona sat”. Reklam ücretini alıyor ve çantacının reklamlarını o kişilerin önüne düşürüyor.

Bunun bir de siyasi saiklerle yapıldığını düşünün.

Cambridge Analytica Ne Yapmıştı?

2016’daki Trump kampanyasında ve Brexit referandumunda adı geçen bu veri analiz şirketi, milyonlarca Facebook kullanıcısının verilerini izinsiz topladı. Ama mesele yalnızca veri toplamak değildi — o verileri kullanarak, kime, ne zaman, nasıl bir siyasi mesaj verileceğini milimetrik hesaplarla belirlediler.

Sistemin özeti şuydu:

“Ne düşündüğün önemli değil, nasıl hissedeceğini biz belirleyeceğiz.”

Ve bu firma önce verileri topladı, sonra insanlara ne düşüneceklerini, ne hissedeceklerini belirleyen içerik, reklam ve kampanyalar üreterek siyasi kampanyanın merkezine yerleşti.

Bir örnek vererek açıklamaya çalışayım skandalın vehâmetini. Diyelim ki bu firma ile çalışan Trump, kampanyasında bireysel silahlanmayı savunan insanların oylarını hedefliyor. Cambridge Analitica, sosyal medyadaki verilere sahip olduğu için kişiye özel kampanyaların doğru hedef kitleye illegal ve etik olmayan bir biçimde ulaşmasını sağlıyor.

50’li yaşlarda ve korumacı bir yapıya sahip olduğunu tespit ettikleri Amerikalı bir babanın önüne “çocuklarını korumasına” yönelik bir duygusal söylemle çıkarak Trump’ın bireysel silahlanma kampanyasını desteklemesi isteniyor. Şiddet eğilimi olan, çetelerin gezdiği yerlerde konum paylaşan, agresif müzik dinleyen bir profilin önüne, nefret söylemine yakın bir tonla “hayatta kalmak için silah senin hakkın” mesajıyla karşısına çıkılıyor.

Kategorilere özel, herkesin duymaya ihtiyacı olduğu ve hak vereceği noktadan bir siyaset anlayışı ile propaganda yapılıyor ve kişilerin haberleri olmadan toplanılan bu veriler aracılığıyla kişilerin seçme iradeleri manipüle ederek, firmaya parasını ödeyen adayın kazanması sağlanıyor.

İBB’yi yöneten ekip, tam da bu ses kaydında, bunu yapmayı hedeflediklerini açıkça ortaya koyuyor.

İstanbul Gerçekten Senin mi?

“İstanbul Senin” adlı uygulama pek çok uygulamayı tek çatı altında topladı. Uygulamayı indirdiğinizde tüm verilerinize ulaşabilmeleri otomatik olarak sağlandı. Alt uygulamalar da bu verilerin toplanması için aracı kılınmış konuşmalara göre.

Diyelim ki otobüsünüzü ne kadar bekleyeceğinizi ya da hangi güzergâhtan hangi otobüsün geçtiğini öğrenebilmek için İBB’nin “Otobüsüm Nerede” uygulamasını indirdiniz. 

Bu ses kaydından anladığımıza göre, o uygulama sizin hangi konumlarda sinyal verdiğiniz, hangi otobüs duraklarını arattığınız, hani otobüsleri araştırdığınız gibi verileri kaydediliyor. 

Arka planda birileri sizi etiketleyerek, sizin her sabah 08.00’da 500T’ye binen, öğrenci aylık akbil yapan, CRR’de sanat müziği konserlerine giden bir profil olduğunuzu sisteme kaydediyor.

Bu verileri analiz ederek, sizin bindiğiniz otobüsteki Medya A.Ş.’nin ekranlarından yayımlanan İBB reklamlarında, öğrencilere verilen burslar, CRR’de seveceğiniz yeni konserler gibi reklamlar çıkarabiliyor.

Ses kaydındaki konuşmalara göre, Taksim Meydanı’nda İBB Başkanının propaganda afişine baktığınızda kaç saniye ilgi gösterdiğiniz kameralardan analiz edilebiliyor, cebinizdeki uygulama ile kimliğiniz eşleştirilirse, size uygun reklamlar adım adım sizi takip ediyor, iradenizi etkilemeye çalışıyor.

Özel bir firmada çalışan beyaz yakalı bir siber güvenlik uzmanı arkadaşıma “İBB gerçekten kameralardan yüz taraması yaparak kimlik ile eşleştirilebilir mi? Biraz Person of Interest tadında bir komplo mu pazarlanıyor yoksa bunu yapabilecek teknolojiler belediyede de faal olabilir mi” diye sorduğumda, birçok istihbarat örgütünün bunu kullandığını, eğer yüksek bütçeler ayrılırsa kamera erişimleri olduktan sonra İngiltere merkezli teknolojik altyapıların lisansları alınarak bunun yapılabilmesinin mümkün olduğunu, ancak bunu vâdeden kişilerin aslında bu yetkinlikte olmamalarına rağmen, “sahte bir pazarlama” yapmasının da olası olduğunu anlattı. 

DMP nedir, ne işe yarar?

İşte ses kaydında sürekli konuştukları DMP (Data Management Platform) tam da bu işe yarıyor. Bunu tıpkı META’nın firmalara veri kullanım hakkı sunarak satış yapmalarını sağlaması gibi Google Programmatic de yasal olarak yapıyor.

Google Programmatic nedir, önce ona bakalım.

Programmatic reklamcılık, kişisel verilerinizi kullanarak, size özel reklamların gerçek zamanlı olarak otomatik biçimde gösterilmesi anlamına gelir. Yani siz sabah kahvenizi içerken bir haber sitesine girersiniz, Google sizin en son herhangi bir internet sitesinde aradığınız kamp sandalyesinden, geçen hafta kaldığınız otelin konumundan, hatta sık uğradığınız sokaktaki market zincirinden yola çıkarak size tam o anda en etkili reklamı gösterir. Gün içinde Programmatic reklamcılık üstüne marketing yapan hangi siteyi ziyaret ederseniz, o kamp sandalyesini alma iradesini sergileyene kadar reklamlar peşinizi bırakmaz!

Bu sistem, milyarlarca veri noktasını saniyeler içinde işler ve kişiye göre en kârlı gösterimi yapar. Bazen siz de fark edersiniz, bir arkadaşınızla sohbet ederken “Erzincan’da ters lale açmış” dediğiniz sırada bir mail alırsınız: “Erzincan’da otellerde yüzde bilmem kaç indirim, bu fırsatı kaçırma!”

İşte bunların hepsini sağlayan sistem Google Programmatic’tir.

İBB’de yapılmaya çalışılan veri yönetimi de benzer bir mantığa sahip. İBB’nin Medya A.Ş. aracılığıyla yürütülmesini planladığı ya da belki de yürüttüğü bu programatik veri takibi, kamu gücüyle toplanan verilerin reklam mantığıyla ticarileştirilmesi, seçmen davranışının gözlemlenmesi, hatta yönlendirilmesi anlamına geliyor.

Yalnızca İBB verileri kullanılarak kurulması planlanan bu sistem ile Google Programmatic arasında önemli bir fark var var. Google bu işlemi, veri sahibinin izniyle, özel sektörde, KVKK gibi yasal çerçeveler altında, şeffaf platformlarda yürütüyor. Etik mi? Tüm dünya bu soruyu tartışıyor. Ancak yasal. Ancak İBB’de planlanan sistem hayata geçirildiyse eğer bu hem yasal değil hem de etik değil!

Murat Ongun ve ekibi ise ses kayıtlarında anladığımız kadarıyla bu programatik modeli, belediyeye ait uygulamalardaki veriler üzerinden, hem de kişinin bilgisi ve izni olmadan, seçmenin siyasi iradesini manipüle etmek maksadıyla illegal bir şekilde uygulamaya çalışmış görünüyor. Muhakkak ki bu konuşmadan sonra ne yapıldığı yargı tarafından detaylı bir biçimde incelenecek. 

Yani İBB, Google’ın yasal çerçevede özel sektör için yaptığı şeyin benzerini, belediye bütçesi, kamusal yetki ve kullanıcı rızası olmadan yapmış oluyor. Bu durum gerçekleştiyse eğer, artık sadece bir mahremiyet ihlalinden değil; kamusal güvenin ve demokratik rekabetin baltalanmasından, hatta milli güvenliğin suistimal edilmesinden söz edeceğiz.

İBB’nin verilerinin daha önce de peşine düşülmüştü

Bugünkü “İstanbul Senin” skandalı, aslında bir ilk değil. Ekrem İmamoğlu, daha önce de İBB’nin verilerinin peşine düşmüştü.

2019 yerel seçimlerinin hemen ardından, kamuoyunun gözleri bir anda İBB’nin “kozmik odası”na çevrilmişti. Ekrem İmamoğlu mazbatasını aldıktan sadece bir gün sonra, ilk iş olarak İBB Bilgi İşlem Dairesi’ne ait verilerin kopyalanması talimatını vermişti. İmamoğlu’nun bu talimatının ardından MİT, Emniyet ve TSK dahil devletin tüm güvenlik birimleri alarma geçmişti. Mesele artık bir devir-teslim değil, milyonlarca İstanbul verisinin geleceğiydi.

O süreçte medyada yer alan haberlerden öğrendiğimize göre, İBB müfettişleri ve dışarıdan gelen bazı uzmanlar belediye sistemine girerek tüm altyapının kopyasını almak istedi. Sistem yöneticileri şifreyi vermekte direnince müfettişler kapıdan dönmek zorunda kaldı.

AKP’li meclis üyeleri hızlıca yargıya başvurarak, bu talimatın geçersiz olmasını talep etti. 4. İdare Mahkemesi, işlemi durdurdu. Bir şüphe varsa verilerin incelenebileceğini belirten mahkeme, İBB’nin yeni yetkililerinden kopyalamaya niye ihtiyaç duyulduğunun açıklanmasını istedi.

Dönemin AKP milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkan Vekili, şimdinin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da bu konu üstüne bir açıklama yaptı. İBB’nin veri kopyalama talebinin oldukça kritik sonuçlar doğurabileceğini kaydederek, veri güvenliğinin aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olduğunun ve bu verilerin başkalarının eline geçerse devletin güvenliğinin de tehlikeye düşeceğinin altını çizdi.

Konunun uzmanları çeşitli gazetelere demeç vererek, güvenlik bürokrasisini alarma geçiren o veriler arasında birçok stratejik bilgi, yol statik hesabından ihale verileri, belediye personelinin özlük bilgileri, vatandaşların tapu kayıtları, kimlik bilgileri, banka kayıtları, İstanbul’da yalnızca güvenlik kurumları tarafından bilinmesi gereken telsiz röle sisteminin detayları gibi önemli bilgilerin yer aldığını anlatıyordu. 

Üstelik bu dataların kopyalanması hâlinde diğer kurumlara sağlanan teknik desteğin izlerinin sürülmesi riski vardı. Çoklu güvenlik sistemi ile korunan veriler arasında Cumhurbaşkanlığına ait dataların da mevcut olduğu belirtiliyordu.

İBB’nin bu verileri kopyalamak istemesi ile ilgili olarak, Binali Yıldırım da Ekrem İmamoğlu’nun karşısına geçtiği canlı yayında, tıpkı mahkemenin yaptığı gibi, “İstediğin bilgiyi inceleme yetkin varken neden kopyalama ihtiyacı duydun” diye soruyordu.

O dönem muhalif medyadan bazı gazeteciler bu konuyu “AKP, İBB kendilerindeyken yaptıkları yolsuzluk izlerini silmek istediği için verilerin kopyalanmasına izin vermiyor” şeklinde haberler yaparak ele alıyordu.

Şimdi düşünüyorum da, o haberleri yapan kişilerin, bugün İBB soruşturmasıyla ilgili dosyaları dahi okumadan “heybe boştur” diye açıklama yapan isimler olması da çok ilginç.

Oysa bugün dosyaya giren ses kaydıyla görüyoruz ki, mesele “veri silmekten” çok daha derinmiş. O verilerle ne yapılmak istendiği, kimin hangi veriyle İstanbulluları nasıl yönlendirebileceği, programatik pazarlama skandalında ortaya serilmiş oldu.

Şimdi tüm bunları gördükten sonra, birlikte yeniden düşünmemiz gerekiyor.

İstanbul kimin? Algoritmaların mı, yoksa gerçekten bizim mi?


21.04.2025, Ece Sevim, ecesevim.com

Yazıyı paylaş
2 thoughts on “Veriyle yönet, reklamla manipüle et: İstanbul gerçekten senin mi?
  1. Verdiğiniz çok değerli bilgiler için sizi kutluyor ve teşekkür ediyorum.Yazı oldukça uzundu😀ama okumaya değdi mi?Evet değdi.Tekrar teşekkürler Ece Hanım.Emeğinize ve yüreğinize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir