Nisan 9, 2025
Cumhuriyet Halk Partisi

Özgür Özel, Erdoğan’ınki gibi “büyük bir hikâyesi” olsun istiyor

Özgür Özel, Recep Tayyip Erdoğan
Yazıyı paylaş

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 21. Olağanüstü Kurultayı’nda yaptığı 1 saat 45 dakikalık konuşmasını analiz ettiğimde, oldukça ilginç satır aralarıyla karşılaştım. Bu yazıda konuşmanın satır aralarını, Özel’in konuşmasında yer verdiği bazı anahtar kelimeler üzerinden irdelemek ve güncel olaylarla tarihsel bir bağ kurarak analiz etmek niyetindeyim.

Aşağıda yer verdiğim görsel, Özel’in konuşmasında en çok kullandığı kelimelerin bir bulut üzerinde dağılımını gösteriyor. Söylem analizi yapmak için en çok kullandığım online araçlardan World Cloud ile hazırladığım bu tabloya göre, Özel’in kurultayda en çok kullandığı kelimeleri aşağıda görebilirsiniz.

Bunlardan ilki, kurultayın da sloganı olan “irade milletindir” söyleminde yer alan “millet” kelimesi. Öncelikle bu slogan, CHP’nin son dönem politikalarına uygun olsa da, CHP’nin tarihine tam olarak uygun düşmüyor.

İrade hangi milletindir?

Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun kent uzlaşısı kapsamında DEM parti ile yerel seçimler için yaptığı ittifakın sürekliliği için özel bir ihtimâm gösterdiklerini biliyoruz. Bu bağlamda onları “incitecek” söylemlerden özellikle kaçınıyorlar. 

Milliyetçi kanattan gelen Mansur Yavaş adına Özgür Özel’in DEM partililerden özür dilemesi nasıl ki bununla ilgiliyse, sloganın seçilmesi tam da bu konuyla ilgiliydi. Uzun süredir Özel ve İmamoğlu “Türk milleti” tabirini kullanmaktan bilhassa kaçınıyorlar.

Bunun yerine “Türkiye halkı” demeyi tercih ediyorlar. Zorda kalırlarsa “Türkiye” kelimesini bir milletin, bir toplumun yerine kullanıyorlar. Bu sebeple meydanlarda ve sosyal medyada da çok yoğun tepki gördüler. “Türk milleti” diyerek DEM partiyi incitmek (!) istemiyorlar.

Söylem analizi yaptığımızda görüyoruz ki, Özel’in konuşmasında 19 kez Kürt kelimesi geçiyorken, yalnızca 1 kez Türk kelimesi geçiyor. Onu da Türk milleti ya da Türkler şeklinde değil, bir kalıp halinde kitleler sayılırken hatırı kalmasın niyetiyle kullanıldığı anlaşılıyor. Konuşmada Türk kelimesinin geçtiği tek cümle şurası:

“Ben bu mücadelede sağcısı-solcusu, Kürt’ü, Türk’ü, Alevisi, Sünnisi, sosyal demokratı, muhafazakar demokratı, milliyetçi demokratı, liberal demokratı, Kürt demokratıyla bu büyük mücadeleyi hep beraber vereceğimize yürekten inanıyorum.”

“Kürt demokrat” tabiri oldukça ilginç bir tanımlama, başlı başına başka bir yazı konusu. DEM parti, cumhur ittifakı ile giriştiği yeni süreci oldukça ciddiye alıyor ve onlar da Erdoğan’ı kızdıracak herhangi bir hamle yapmaya çekiniyor. CHP’ye pek de yüz verdikleri söylenemez. Özgür Özel’in yaptığı sokak ve boykot çağrısına da kurumsal bir tepki vermediler.

Böylesi bir tabloda Özel’in, DEM’in oylarını cepte tutmaya çalışırken kendi tabanını oluşturan Türkleri ismiyle çağırmaması dünyanın en trajikomik stratejilerinden biri.

Özgür Özel Manisalı bir Türk’tür

Ben Özgür Özel’i bu konuda psikolojik olarak etkileyen en önemli ismin Sezgin Tanrıkulu olduğunu düşünüyorum. Bazen yakın çevreniz belirli konularda o kadar dominanttır ki, bu baskınlık kimliğinizi dahi silikleştirmenizi sağlayabilir.

Tam da bu nedenle çoğulculuk gereklidir ve bir genel başkanın yakın çevresi, PM üyeleri, A takımı her görüşten, fikirden insanlarla çevrili olmalıdır. Çarşaf liste bu nedenle kıymetlidir, farklı adayların olması bu nedenle değerlidir.

Özgür Özel, Manisalı bir Türk’tür ve bunu yüksek sesle dillendirmeyen ilk CHP Genel Başkanıdır. Dilerim bir mitinginde “Ne mutlu ki Türk’üm” diyebilir. 

CHP “Hâkimiyet milletindir” sloganını 15 Temmuz’da Erdoğan’a kaptırdı

Ne yazık ki siyasette kimlik meselesi bazı partilerin tekelindeymiş gibi algılanıyor. Buna izin vermemek de yine siyasetçilerin elinde. Ancak bazı kavramların sahibinin bazı partiler olduğu kesin.

“İrade milletindir” sloganına geri dönersek eğer, Amasya Tamimi, Sivas ve Erzurum kongrelerinden miras alınarak 21 Anayasası’na “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir” cümlesiyle dahil olan bu cümleyi CHP, 15 Temmuz’dan sonra Erdoğan’a kaptırdı. Tüm meydanlarda Atatürk’ün fotoğrafları, Türk bayrakları ve “Hâkimiyet milletindir” yazıları yer aldı.

Yıllarca AKP şeriatı getirecek, İran’a döneceğiz korkularıyla, Arapça’dan latin harflere dönen “tehlikenin farkında mısınız” sloganlarıyla insanları meydanlara toplayanları hatırlarsınız. Ben de 18 yaşında Cumhuriyet mitinglerinde bayrak sallayan gençlerdendim.

Cumhuriyet gazetesi okuyor, Kanaltürk izliyor, “irtica geliyor” diye endişeleniyordum. Başka gazeteleri de okudukça, başka yorumcuları da dinledikçe, iddianame ve dosya okumaya başladıkça toyluğuma güldüm, hâlâ da hayret ediyorum bu duruma.

O zaman kim ne söylerse kulak tıkıyordum ve duygularımla hareket ediyordum. Çünkü hiçbir politik bilincim, entelektüel altyapım yoktu ve yönlendirmelere çok açıktım. Milyonlarca insan gibi, bir genç olarak o meydanlarda aslında başka amaçlar için manipüle edildiğimi bugün çok daha iyi anlıyorum.

Şeriat gelmedi, Türkiye İran olmadı. Üstelik Erdoğan, Atatürk’ün cümlelerinden alıntılar yapmaya, onun sloganlarını meydanlara asmaya başladı. Bu durum, Erdoğan’ın iflah olmaz bir Kemalist olmaya karar verdiği anlamına gelmiyordu! O, siyasete ilk adım attığından beri İslamcı ideolojiyi tutarlı bir şekilde sürdürmüş, kimlik siyasetiyle ilgilenmeyen, bunu kendi ideolojisi için araç olarak gören bir siyasetçiydi.

Peki, Erdoğan 15 Temmuz sonrası neden meydanları “hâkimiyet milletindir” söylemiyle donattı? Bu sorunun cevabı üzerine iyi düşünmek gerekir. 15 Temmuz darbe girişimi olmuştu ve Erdoğan devletin kurucu felsefesine yüzünü dönerek, bir topluma “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” parolasını işaret ediyordu.

AKP’nin oldukça kuvvetli olan İslamcı tabanına Atatürk’ün sözünü slogan attıran Erdoğan’ın, kitlesi üzerinde ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. Bu büyük bir olaydı; tutarlı politikalar oluşturabilmek için bunu kabul etmeli ve iyi anlamalı.

Bu nedenle Özgür Özel, 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmasını “19 Mart darbesi” olarak tanımladı. 15 Temmuz’da hakimiyet milletinse, 19 Mart’ta da “irade milletin” olsun dedi.

Olur mu peki? Olmaz, mümkün değil.

Özgür Özel, Erdoğan’ınki gibi “büyük bir hikâyesi” olsun istiyor

Bugün, CHP’nin 21. Olağanüstü Kurultayı’nda sloganın “İrade milletindir” olması da, Erdoğan’ın sakil bir taklidi ne yazık ki. Çünkü Özgür Özel, Erdoğan’ınki gibi büyük bir hikâyesi olsun istiyor. 15 Temmuz’da Meclis’te olması, konuşma yapması vs. yeterince büyük değil onun için.

Erdoğan’ın Facetime’da iki cümlesiyle insanları sokağa dökebildiğini gördü, bizzat yaşadı. Peki, bu hikâyeye nasıl sahip olabilirdi? Bunun için İmamoğlu’nun adaylaştırılması sürecine göz atmamız gerek.

Yolsuzluk soruşturmasının hazırlıklarının başladığını tüm gazeteciler olarak duyuyorduk, televizyonlarda bu konu açıkça konuşuluyordu. Bu sırada da seçime oldukça uzun süre varken Ekrem İmamoğlu bu soruşturmayı CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak göğüslemek istediği için Özgür Özel’i sıkıştırıyordu.

Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu arasında kalmıştı. İmamoğlu, içinde bulunduğu zor durumu kendine yakın gazetecilerle paylaşıyordu. Bu tutuklamadan kurtulabilmek ya da tutuklanırsa da bu süreci CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak karşılayabilmek için de aday olmak istediğini kendisi söylemişti.

İmamoğlu, bu stres altında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e sert söylemlerde bulunuyor, onu dava açması için adeta zorluyor; tahrik sayılabilecek cümleler sarf ediyordu. İmamoğlu’nun baskısı altında kalan Özgür Özel de, CHP’lileri meyil yoklaması için sandığa davet ediyordu.

İmamoğlu’nu direkt olarak CHP’nin adayı ilan etmekten kaçınıyordu Özgür Özel. İmamoğlu bu durumdan hoşlanmasa da elini çabuk tutmak istiyor ve ilginç bir zamanlamayla sandığa birkaç gün kala gözaltına alınıyordu.

Özgür Özel, Umut Oran’ın daha önce CHP’ye önerdiğini yazdığım “herkesin katıldığı bir seçim sandığı ile Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi” fikrini bu duruma uyarlıyor ve kendine bir Erdoğan hikayesi yazabilmek için herkesi sokağa ve sandığa davet ediyordu.

Böylece bir yolsuzluk durumu varsa bunun yargı kanadında sağlıklı yürütülebilmesi adına siyaset üretmektense, siyasi hayatının en ilginç kararına imza atmış oluyordu. CHP’nin yolsuzluktan soruşturulan, diploması iptal edilen ve hukuken Cumhurbaşkanı olamayan bir adayı olmasını sağlıyor ve sokakları Erdoğan karşıtlığı üzerinden konsolide ediyordu.

Sokağa çıkan insanlar Erdoğan ve hükümetinin politikalarına karşı hareket ederken, otomatik olarak İmamoğlu’nun adaylığını da sahipleniyordu. Bu da İmamoğlu’na yakın medya aracılığı ile sağlanıyordu.

Yani 2007’de Cumhuriyet okuyarak ve Kanaltürk izleyerek Cumhuriyet mitinglerine katılan 18 yaşındaki Ece Sevim gibi binlerce öğrenci bugün Sözcü okuyarak, Halk Tv, Tele 1 izleyerek sokaklara çıkıyor, kendilerine “çocuklar bu iş zannettiğiniz gibi olmayabilir” diyen herkese de kulak tıkıyordu.

O gençlerin farklı bir şeyler duyabileceği kanalları, gazeteleri de boykot ediyorlardı. Farklı medya organlarını boykot etmek, Erdoğan karşıtı bir hamle gibi görünse de aslında çoksesliliği önleyen, yeni sözler, fikirler duymalarını engelleyen oldukça kritik ve tehlikeli bir hamledir. Ve çoğunlukla da kötü niyetlidir.

Ben tüm medya organlarını takip edip, her gazeteyi medya okuryazarlığı ile inceleyen bir gazeteciyim. Bazen bir atama kararının bir gazetede yer alması gibi almaması da bana bir şey söyler örneğin. Analizlerimi daha sağlıklı yapmamı sağlar. Bunlar gerçekten çılgın zamanlar.

Saraçhane’de toplanan örgütsüz ve çoğunlukla apolitik kalabalık, kendini ifade etmek için kullandıkları söylemlerde toplumsal değil, daha bireysel tepkiler veriyordu. Özgür Özel ise CHP’yi bu süreçte kapının dışına itiyor, sokağı Erdoğan’a karşı bir “tehdit aracı” olarak kullanıyordu.

Dikkat ederseniz, “boykot edersek görürsün ha!” gibi bir dile sarılıyordu Özel. Bir gün bir yerli firma boykot ediliyor, ertesi gün o firma listeden çıkarılıyordu. İnsanlar “biz neden kahve firmasını boykot ediyoruz şu anda, İmamoğlu’nun diplomasıyla, adaylığıyla ne ilgisi var” diye sormaya kalkarsa, “Sen AKP’lisin, trollsün, hain!” tepkileriyle karşı karşıya kalıyordu.

Özgür Özel neden sokağı CHP’ye üye olmaya davet etmedi?

Özgür Özel bu örgütsüz kalabalığı neden CHP’ye davet etmedi? Bu eylemler ya da boykotların sürdürülebilir olmadığı açıktı. Saraçhane’de polisle belediye binası arasında onun dışarıya çıkmasını engelleyen ve yalnız kaldıklarını söyleyen gençlerin partiye gelmeyeceğini düşündüğünden mi? Bu da ayrı bir yazı konusu.

Şimdi 19 Mart darbesi söylemine ve Özel’in konuşmasına devam edelim. Özel, konuşmasında tam olarak şu cümleleri kullandı:

“Cuntacılar, yani darbeyi planlayanlar, bir önceki seçimin sonuçlarından dolayı sarayda, bakanlıklarda, devlet dairelerindeki makam odalarına hapsedilmiş bir cunta olarak durmaktadırlar. Ama sokaklar, meydanlar, irade halkındır, milletindir, bizimle birliktedir. O cunta bugün Ekrem Başkanımız başta, arkadaşlarımızı çeşitli cezaevlerinde esir tutmaktadır. Bugün Türkiye’yi seçimden korkan, rakibinden korkan, milletten korkan bir cunta yönetmektedir. Tayyip Erdoğan halkın desteğini arkasına alan bir cumhurbaşkanı değil, halkın desteğini alanları, kendine rakip olabilecekleri hedef alan bir cunta başkanına dönüşmüştür. Çünkü artık meşrutiyeti yoktur. Seçimden, sandıktan, sokaktan ve milletten korkmaktadır. Zaman, demokratik yollarla o cuntayı dağıtmanın zamanıdır. Bugün bu salondaki irade, o cuntayı dağıtacak olan iradedir. Türkiye’yi bir avuç cuntacıdan kurtaracak olan iradedir. Türkiye bir avuç cuntacıdan büyüktür. Devleti var eden millettir. Millet bu ülkenin gerçek sahibidir. Gelecektir sandığa, bitirecektir, yollayacaktır cuntayı. Çünkü irade milletindir, milletin iradesini kimse yenemez.”

“İrade milletindir” diyorsak, %52 milletten değil mi?

Şimdi ben bu cümleleri dinleyince hayretler içerisinde kaldım. Bir askeri darbe girişimi oldu ve yönetimi ele geçirenler Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı mı yaptı? Erdoğan da cunta yönetimi olarak muhalefet partisi liderinin Cumhurbaşkanı adayını cezaevine mi gönderdi? Bunlar inanılır cümleler değil. Öncelikle demokratik sistemi öteleyen, hukuk devletini yok sayan cümleler!

Mayıs 2023’te 64 milyon kayıtlı seçmenin ortalama %85’i sandığa giderek %52 oy ile Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı seçti. Hatta Kılıçdaroğlu da o seçimde adaydı, kendisi de %47 oy almıştı. Özgür Özel anımsayamadıysa eğer Kılıçdaroğlu’nu arayıp sorabilir.

Uç noktalarda yapılan bir siyaset anlayışı

Anamuhalefet partisinin genel başkanının iktidarı demokratik yollarla alabilmeyi hedeflemesi gerekmektedir. CHP’liler, Özel’in Erdoğan’a etkili muhalefet etmesini beklerler. Şundan birkaç ay önce “normalleşme” diyerek Erdoğan’ın “seçim kazandıran ceketini giymek” bir uç, “Eyyy cuntanın lideri” diye kurultayda esip gürlemek başka bir uç.

Bunun ortası yok mu? CHP’nin genel başkanının devlet adamı kumaşı göstermesini bekliyor insan partinin tarihine bakınca.

Yine Baykal’dan örnek veriyorsunuz diyecek okurlarımız ama İsrail’de Erdoğan’a yönelik müdahale sırasında meşhur “One minute” çıkışı gerçekleştiğinde Baykal çıkıp “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına, herhangi bir Bakanına vs. yapılacak her türlü hakaretin karşısında dururuz” demişti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını, savcılarını, hakimlerini yabancı ülkelere şikayet eden bir anlayış da CHP’nin tarihinde, kültüründe yoktur. Bugüne kadar da olmamıştır. Özgür Özel, birçok konuda ilkleri gerçekleştirerek CHP tarihine bir ay içerisinde imzasını attı diyebiliriz.

Özgür Özel, CHP tabanını analiz etmeden Erdoğan’ı kopyalıyor

CHP tabanını iyi tanımak gerekiyor. Onları iyi analiz etmek, kurultay konuşmasını, parti politikalarını tabanın hassasiyetlerini, tarihini iyi anlayarak yapmak gerekiyor. Darbe söylemi CHP tabanında karşılık bulmaz.

19 Mart’a darbe girişimi demek de Erdoğan’dan örnek alınan bir siyaset anlayışının kötü bir uygulamasıdır. Erdoğan, iktidarını tehditte hissettiği her noktada, tanklı tüfekli bir müdahale olmasa dahi “Bu bir darbe girişimidir” demiştir.

17-25 Aralık için kullanmıştır, 7 Şubat için kullanmıştır, daha pek çok örneği vardır. AKP’nin tabanı da bu söylemleri bir doktrin gibi sahiplenmiş, saflarını belirginleştirirken “bu tarihten önce ne dediğin önemli değil, bu tarihten sonra yanımızda mısın” gibi bir yaklaşımla sınırları çizmiştir.

Onlardaki teşkilat kültürü, CHP’deki örgüt kültüründen daha farklıdır. Lidere sadakat, liderin de tabana ve kurmaylarına sunduğu güvenlik duygusu CHP’nin yapısına göre daha sade ve sıkı bir rabıta içerir.

Örneğin Erdoğan, ameliyata girmeden hemen önce dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a 7 Şubat’ta “Polis geldiğinde teslim olmayacaksın, adamlarını almaya kalkarlarsa da vermeyeceksin” gibi bir talimat vermekten çekinmeyen bir liderlik örneği sergiliyor. 

Kendine yakın olan hiçbir siyasetçiyi, devlet adamını harcatmayan bir yaklaşımı var Erdoğan’ın. Erdoğan Bayraktar’ın cümlelerini hatırlarsınız, ona bile bir şey dememişti medya önünde. Erdoğan, tabanının kendine güvenmesini bu tutarlı çizgiyle sağlıyor.

19 Mart eğer bir cuntanın darbe girişimi ise, Özgür Özel, CHP’nin mevcut lideri olarak Ekrem İmamoğlu’na “Polis geldiğinde teslim olmayacaksın, adamlarını almaya kalkarlarsa da vermeyeceksin” talimatını neden vermemiş?

Tabii ki iki hadise, kıyas götürmeyecek biçimde olayların oluş biçimi açısından birbirinden farklı. Burada süren bir yolsuzluk ve terör soruşturması var. Meseleyi “liderlik yaklaşımı” açısından ele almak niyetindeyim.

Ekrem İmamoğlu nihayetinde lüks bir giyinme odasında kravatını bağladı, ceketini giydi ve polislerle birlikte Vatan Emniyet’e gitti.

CHP’de “darbe” söylemi tutmaz

19 Mart darbe girişimi söyleminin tutmamasının sebebi CHP’nin tarihi, tabanın darbelere yaklaşımı ile ilgilidir. “27 Mayıs ihtilâldir ve biz ihtilâlciyiz” diyen hâlâ pek çok CHP’li görebilirsiniz hangi ilçe örgütünden içeri girseniz.

CHP’nin kurucu felsefesinden gelen bir yaklaşımdır bu. “Devletin kurucu felsefesini partilerinin kuruluş felsefesi olarak kabul eden” CHP tabanı, 27 Mayıs’a ve yakın tarihteki e-muhtıraya kadar pek çok demokrasi dışı müdahaleye -kimi zaman yönetim organlarınca şerh düşülmekle birlikte- tam da bu felsefeden aldıkları meşruiyetle destek vermiştir. Zaten her müdahale de CHP’nin kurucu felsefesindeki unsurlarla ilgili bir durum ortaya çıktığında ya da bununla ilgili bir zemin hazırlandığında gerçekleşmiştir.

Yani, CHP’yi askerler kurmuştur, Daimi Genel Başkan Mustafa Kemal Atatürk gibi Millî Şef İsmet İnönü de bu partinin genel başkanıdır. CHP tabanı bu felsefeden gelen anlayışla askeri, devletin sigorta kutusu olarak görür ve kendini de orada konumlandırır. Parti yıllar içerisinde daha sivil bir noktaya evrilse de tarihteki durum budur.

Ve tarihsel geçmişi bu şekilde olan CHP’nin tabanına Erdoğan’ın yaptığı gibi “bu bir darbedir” söylemleri üretirseniz bu tutmaz. Erdoğan bir stratejiyi uyguladığında etkili oluyor diye CHP’de de işe yarayacağı anlamına gelmez. Birebir kopyalamak hiçbir işe yaramaz.

CHP tabanı Menderes idam edildiğinde ya da 28 Şubat’ta ne taraftaydı, AKP tabanı, geçmişteki uzantı partileriyle ne tarafta? “Darbe” dediğinizde CHP tabanında bu kavram neyi ifade eder, AKP tabanı için neyi?

Bunları analiz etmeden siyaset üretmeye çalışmak beyhudedir.

Özgür Özel kullandığı sert dilden vazgeçmeli

Şunu kabul etmek gerekiyor ki tüm bu sokak gösterileri, boykot çağrıları, cunta söylemleri yargının işleyişi üzerinde tahakküm kurulması niyetini çağrıştırıyor. Hukuki süreçler işlemediği takdirde yine hukukla mücadele edilir. Meydanlarla değil. Kaldı ki, yargıyı etkilemek için siyaset zemininin kullanılmaya çalışılması oldukça tehlikelidir ve önü alınamaz noktalara sürükleyebilir toplumu.

Deniz Gezmişlerin idam sürecini hatırlarsak eğer, anlatmak istediğim husus daha da berrak bir şekilde anlaşılacaktır. Meclis’te idamlar oylanırken pek çok CHP’li de idamların lehinde oy kullanmıştı. Siyasi idamlar, demokratik toplumlarda cinayet olarak kabul edilir ve kamu vicdanı bu cinayetler yüzünden iyileşmeyecek bir yara alır. CHP’lilerin de ellerinin bu cinayete kalkması bugün bile eleştirilir.

Peki, o elleri neden kaldırdı CHP’liler? Çünkü idam görüşmeleri sürerken, THKO adına 3 Mayıs 1972’de Ankara-İstanbul seferini yapan Boğaziçi uçağını kaçırmışlardı. Uçağı kaçıranlar Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın serbest bırakılıp bir uçakla Bulgaristan’a getirilmesini istemişlerdi. 

Meclis’in kararını Denizler lehine etkilemek için yapılan bu illegal eylem, idamların gerçekleşmesine zemin hazırlamıştı. Üstelik uçakta İsmet İnönü’nün oğlu Ömer İnönü’nün de bulunmasına rağmen, İnönü idamların aleyhinde oldukça mücadele etmişti. Tam da bu nedenle CHP’liler bu zor durumda idamlara el kaldırmak durumunda kalmışlardı.

Bugün tutuklu bulunan gençlerin bir an evvel ailelerine ve okullarına kavuşmak maksatlı siyaset ürettiğini iddia eden bir CHP, tutuklulara sadece avukat desteği vermelidir. Başka da hiçbir açıklama yapmamalıdır. Yargıyı etkileme çabasından vazgeçmelidir, çünkü bu sadece ters tepecektir.

Özgür Özel, söylemlerini bu kadar yüksek perdeden “Cuntanın başı” seviyesinde sürdürecekse eğer bunun yalnızca o gençlerin zor duruma düşmelerinden başka bir işe yaramayacağını görmesi gerekir.

Tarih görmezden gelinerek siyaset üretilemez. 


Ece Sevim, 09.04.2025, ecesevim.com


Yazıyı paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir